Gecenin Bu Saatinde…

kaanil_135602907176

01:17… Saat yani… tam 01:17 şu anda..

3 Saat sonra Sadhana için uyanmam gerekiyor. Erken yatmayı planlamıştım. Peri uyuduktan sonra biraz kitap okuyup, belki biraz müzik dinleyip erkencikten yatacaktım.

Ama öyle yapmadım.

Peri uyuduktan sonra bir tepsinin içine kuruyemiş, pekmez, çekirdek, peynir gibi dolapta bile yan yana koymayacağım türden yiyecekleri doldurup bunların hepsini mideye indirdim, bir bardak yogi çayı ile birlikte… Game of Thrones’un ikinci sezon bölümleri eşliğinde…

Merak ediyorum… İnsanın kendisine neyin iyi geldiğini bilmesine rağmen o şeyi ısrarla yapmamasının altında yatan sebep nedir? Ya da şöyle sorayım: İnsan neden kendine zarar vermek ister? Gece yarısı bir kase pekmezi açlıktan öldüğüm için bitirmedim. Her gün kendime türlü türlü sözler verip, hayatımla ilgili türlü türlü planlar yapıp bunların hiçbirini uygulayamıyor olmamın sebebi nedir?  Yılardır yoga, kişisel gelişim ve benzeri konularda bir sürü eğitimler alıp, üstelik de öğrendiklerini düzenli uygulayan birisi nasıl bir motivasyonla kendine bu kadar zarar verebilir?

Bu sorulara verilecek cevaplar var elbet… Bana başka birisi – mesela bir öğrencim – gelip sorsa bunları, egodan girip zihinden çıkar, Sanskrit terimlerle soslanmış şahane bir cevap verebilirim. Fakat şu anda kafamın çevresinde dönenip duran, binyılların süzgecinden geçmiş bütün cevaplar çok komik geliyor bana. Sözler hiçbir şey ifade etmiyor. Sözler faydasız, ölü… Canlı olan sadece hareket…

Ben yeni mi böyle oldum? Hayır, her zaman böyleydim. Yıllardır gece yatmadan önce tıkınırım. Yıllardır gece ikilere kadar oturup saçma sapan korku filmleri falan izlerim. Yıllardır disiplinsizim, kararlar verip bir türlü uygulayamam. Bunlar yeni değil. Yeni olan kendime karşı duyduğum öfke. Önceden öfke hep başkalarına yönelikti. Hep beni engelleyen, bana şunu ya da bunu yapan başkaları… zavallı ben…

Şimdi öfke bana döndü. Bir şekilde sarsılıyorum. Çok derinden sarsılıyorum. Hayatımda olan herşeyin sorumlusunun ben olduğumun bu sefer gerçekten farkına vardım galiba. Günlük hayatta en çok neleri düşünüp nelere vakit ayırırsam hayat bana mecburen onları verecek. O görevini yapıyor.

Geçen ay Kundalini Yoga Eğitmenlik Eğitimi’nin ilk modülünde defterime aldığım notlardan aynen aktarıyorum: Commitment (taahhüt, söz) mutluluğa giden yedi adımın ilkidir. Verdiğin söz attığın ilk adımdır. Söz vermek harekete geçmektir. Söz vermek ruhun niyetiyle temasa geçmektir... İkinci adımda çevrenin getirdiği şartlara bağlı olmadığını gösterirsin. Referans sensin. Gerçeklik seni sınava tabi tutacaktır ama akışı kendin yönlendirebilirsin. Sözünü ne kadar tutacaksın?

Eğitimin ilk gününden itibaren içimde birşeyler yer değiştirmeye başlamıştı. Fakat asıl sarsıntıyı eve dönüp de yapmam gereken çalışmalar için günlük hayat içerisinde alan açmaya çalışırken yaşadım. Yapamadım… Sadhana için iki gün uyanabildiysem üçüncü gün uyanamadım. Ya da uyanıp Sadhana’nın yarısında uyuyakaldım. “Ne yapalım” dedim, “olduğu kadar olsun”. Sonuçta her sabah 04:30’da kalkıp Sadhana yapacağım diye akşam 09:30’da yatma lüksüm yok benim. Çocuğum var, kocam var, her akşam bulaşık makinesine koymam gereken bulaşıklar ve toplamam gereken bir ev var…

Şimdi anladım: Ben ruhumun arzusuna günlük hayatta alan açmamalıyım. Benim günlük hayatım zaten ruhumun arzusunu gerçekleştirmek üzerine kurulu olmalı. Geri kalan herşey orada yerini bulacak zaten.

İlk kez öfkemi seviyorum.

Reklamlar
Düşünüyorum, Değişiyorum içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Birlikte Bir Masal Yaratalım mı?

Cocuklarımızla sevgiyi, ilgiyi koşulsuzca paylaşmak… Onlara birşeyler öğretme kaygısı duymadan, onların tertemiz dünyalarını deneyimleyerek tamamen akışta kalmak… Onların kim olduklarını gerçekten merak ederek yaklaşmak onlara…
Bu bir davet💜. Renk Yaşam ‘da ailelere ve çocuklara yönelik etkinliklerimizin ilkini 7 Ekim’de gerçekleştiriyoruz. Gelin, bu tohumu birlikte ekelim💜🙏

7 EKİM 2017 CUMARTESİ günü gerçekleştireceğimiz etkinliğimizin detaylarına göz atmak için resmi tıklayın.20206257_10207877061279497_1868457088_n

 

Anneyim içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Merhaba

 beginner-yoga-meditation

Bu bloğu kapatmaya karar vermiştim. İşlevini yerine getirdiğini ve işinin bittiğini düşündüm biraz, biraz sıkıldım belki ondan, ya da yazmak için ilham bulamamış olabilirim. Tam olarak bilemiyorum neden kapatmaya karar verdiğimi. Epey oldu zaten yazmayalı…

Az önce geçen sene bu zamanlar açtığım yoga stüdyosunun Facebook sayfasında paylaşmak için uygun bir görsel ararken bilgisayarımda blog yazılarımı depoladığım klasör gözüme çarptı. Açtım, okudum biraz. Sonra da burada buldum kendimi…

Bugünlerde ne yapıyoruuuum bi düşüneyim….

Hala takı yapıyorum. Takı yapmayı çok seviyorum. Çok keyifli tasarımlar yapıyorum. Sanki ellerim aracılığıyla kalbimden bir şeyler aktarıyorum takılara. Takı yapmak şifalı bir iş. Aylar önce sattığım bir kolyenin sahibinin bana “Sizden 8 ay önce bir kolye almıştım. Onu hergün takıyorum, inanın çıkaramıyorum” diye mail atması şahane bir şey. Takılarımı  yaparken aldığım keyif ve mutluluk katlanıyor böyle geri dönüşler oldukça. Ne güzel şey hiç tanımadığım birileri ile böyle zarif bağlar kurabilmek… Şükür… Hala İzmir’deyim. Hala yoga yapıyorum. Yoga eğitmeni oldum. Benim gibi yoga eğitmeni olan bir arkadaşımla beraber bir stüdyoyu devraldık. Keyifli fakat zor ve yorucu bir işmiş bir yoga stüdyosu yönetmek. Tüm zorluklara rağmen şu anda kendimi hiç olmadığım kadar tamamlanmış hissediyorum. Yani “evet, işte bu! Oldum ben artık” diyemem tabi ama mutluyum yaptığım işlerle. Onu demek istiyorum:))) Hayatımı bana iyi gelen ve beni dönüştürürken başka insanların hayatına da katkı sağlayan, onlara ilham veren uğraşlarla doldurabildiğim için çok şanslı ve mutlu hissediyorum kendimi. Kolay olmadı… Maddi manevi bazı bedelleri oldu, oluyor… Ama sevgi ve inançla ekilen her tohumun er ya da geç filizleneceğini yaşayarak görüyorum yürüdüğüm yolda…Şükür…

Peri ilkokula başladı. Çok hassas, çok zeki, yetenekli ve çok güçlü sezgilere sahip minik, narin bir Peri kızı oldu:) Onunla konuşurken, gezerken, onun gözlerine bakarken, onu koklarken kendimden geçiyorum. Onu çok seviyorum…

Evet, bu bloğu kapatmayı planlamıştım ama kapatamayacağım sanırım. Buraya yazdığım her satırın – yemek tarifleri dahil – şu an bulunduğum noktaya gelmemde bir rolü var. Bu blog benim kişisel dönüşümümün hem şahidi hem de aracı. Dönüşüm asla sonlanmayacağına göre bu blog da kalmalı bence. Ve ben ara sıra buraya bir şeyler anlatmalıyım. Yazmadığım zamanları telafi etmeye çalışmayacağım. O boşlukta neler olduğundan da ilk ve son bahsedişim bugün. Bu yazıyı da daha fazla uzatmayacağım. Önümüzdeki günlerde yapacağım paylaşımların satır aralarında zaten herşey okunacak.

Sevgiyle…

 

Düşünüyorum, Değişiyorum içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | 3 Yorum

Gemi

DSCN3695

Bir uzay gemisindeyim. Birkaç kişi daha var ama kalabalık değiliz. Tanıdığım, yakın olduğum ya da bir yerden gözümün ısırdığı kişiler ama kim olduklarını hatırlamıyorum.

Birisi var… Uzun ve dalgalı açık kumral saçları var. Açık renk gözlü, ince yapılı… Ne eril ne de dişil olan güzel bir varlık…

Bu gemide mahsur kalmışız. Gemide bize çok uzun süre yetecek kadar yiyecek, içecek ve oksijen varmış. Geminin bir özelliği de yiyecek ve içecekleri kendisinin de yemesiymiş. Yani o da canlı bir nevi…

Bitince ne olacak diye düşünüyorum sürekli ve korkuyorum. Yiyecekler ve oksijen bitince bize ne olacak?

İçim sıkılıyor.

İçimdeki bir ses “Ama biz en azından nasıl bittiğini bilerek öleceğiz” diyor, “Dışarıdakiler bunu asla bilemeyecek”. İçimdeki bir başka ses diğerini bastırıyor: “Bilmek bizim ne işimize yarayacak? Şuursuzca ölsek daha iyi değil mi?”

O sırada bir de bakıyorum gemi denize inmiş ve ve biz gemiden kısa bir süreliğine çıkmışız… Oraya geri dönmemiz gerekiyormuş.

Su şahane… Belime kadar suyun içinde yürüyorum ve yanımda o güzel varlık var. Beraber yürüyoruz. Başımı hafifçe gemiden tarafa çevirip sonra tekrar yanımdaki varlığa dönüyorum.
Ona diyorum ki “şu anda kaçabiliriz, farkındasın di mi?”
O da bana diyor ki “hayır, kaçmayacağız…”

Uyanıyorum.

Düşünüyorum, Değişiyorum içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yaşlı Adam ve Kedi

Peri’ye her akşam yatmadan önce seçtiği bir kitabı okuyorum. Bazen de kendim bir masal uydurup anlatıyorum. Bu da benim uyduruk masallarımdan birisi:) Sözde kalınca ne anlattığımı unutuyorum. Öykü değişince benimki “ama bu masal böyle değildiiiii” diye cozutuyor. Bilen bilir… Uyku öncesi huysuzlanmaları bir annenin en büyük kabusudur. Şunları yazayım da bari bilgisayarı açar okurum dedim kendi kendime:)

Görseller çağdaş Türk ressamlarının eserleridir. Masalın sonundaki linklerden ressamların diğer eserlerine de ulaşabilirsiniz. 

ArtNouveauOrnaments

Gevaş2-Ayla Çıtak

Gevaş2-Ayla Çıtak

Şu yüksek dağlar var ya köyün ardındaki

İşte oradan kaynayan minik bir dereyle beslenir masalımızdaki balıkların gölü.

Bir de kulübecik vardır gölün tam kıyısında

Yaşlı ve yalnız bir ayakkabı ustası yaşar orada tek başına.

Yemenici Mehmet Usta - M. Ali Diyarbakıroğlu

Yemenici Mehmet Usta – M. Ali Diyarbakıroğlu

Yaşlı adam sabahtan akşama kadar ayakkabı yapar

Ara sıra onları kasabaya götürüp satar.

İşlerini bitirince koşar göl kıyısına

Göldeki balıklarla sohbet eder, yem atar onlara.

Rengarenk balıklar önünde sıçrayıp durdukça

Silinir yüzündeki hüzün, bırakır yerini kahkahalara.

Japon Balıkları – Yalçın Sümen

Bir kış günü, yaşlı adam yüklenir yaptığı ayakkabıları

Vurur kendini kasabanın yoluna.

Adamın yokluğunu fırsat bilen aç bir kedi

Sessizce yaklaşır gölün kıyısına.

Önceden kestirmiş gözüne göldeki tombul balıkları

Bu kış günü hepsini mideye indirmektir amacı.

Kedinin Rüyası - Gültekin Yıldız

Kedinin Rüyası – Gültekin Yıldız

Balıklar görünce kediyi, karar verirler onunla biraz eğlenmeye

Başlarlar gölün üzerinde sıçrayıp dans etmeye.

Kedi onları havada kapmaya çalışınca

Cumburlop diye düşüverir buz gibi gölün suyuna.

“Yardım ediiin!” diye bağırır “çok soğuk bu gölün suyu”

“Hem ben bir kediyim, fazla sevmem yıkanmayı!”

Balıklar önce gülerler kedinin haline

Ama sonra karar verirler ona yardım etmeye.

Ayakkabıcının verdiği eski ayakkabıyı uzatırlar ona

“Al bunu” derler, “kayık olarak kullanabilirsin”

“Üstüne binip kıyıya ulaşabilirsin”.

Kedi çıkar ayakkabının üstüne,

Balıklar da onu itip yardım ederler kıyıya varmasına.

Kedi - Murat Tolga

Kedi – Murat Tolga

“Az önce sadece aç bir kediydim” der kedi karaya çıkınca,

“Oysa şimdi hem açım hem de ıslak.

Bırrrr hem çok da üşüyorum, aman sakın hasta olmayayım”.

O sırada yaşlı ayakkabıcı görünür patikada

Yorgun argın yaklaşır gölün kıyısına.

Besbelli yoğun bir gün geçirmiş kasabada

Şimdi ister şakalaşmayı rengarenk balıklarla.

Kediyi görünce hemen anlar o gün olanları,

Babacan bir gülümseme yerleşir yüzüne.

Alır zavallı kediyi götürür kulübesine

Önce yumuşacık havlularla bir güzel kurular onu

Sonra oturtur sıcacık şöminenin karşısına.

Bir kase de ılık süt koydu mu önüne

Ooooh, diyecek yok bizim kedinin keyfine.

Kedi biraz mahcup teşekkür eder iyi kalpli adama:

“Ne kadar kötü bir kediyim ki ben, yemek istedim o balıkları

Ama onlar yardım ettiler bana, görmezden geldiler yaptıklarımı.

Sen de yaptığımı bile bile kovmadın beni, süt verdin bana

Ne kadar teşekkür etsem azdır sana”

Yaşlı Adam ve Kedi - Musa Balan

Yaşlı Adam ve Kedi – Musa Balan

Yaşlı adam okşar kedinin sırtını sevgiyle

“Sen kötü bir kedi değilsin, sadece çok acıkmışsın.

Bu soğuk kış gününde hiç yiyecek bulamamışsın.

İstersen benimle burada kalabilirsin

Balıklara göz kulak olup onları korursun.

Hem ben çok yalnız bir adamım

Benim can yoldaşım olur musun?”

Kedicik çok sevinmiş bu teklife

Onun da ihtiyacı varmış böyle sıcak bir yuvaya ve sevgiye

Yaşlı ayakkabıcı ve kedi bir daha hiç ayrılmamışlar

Birbirlerinin en iyi arkadaşı olmuşlar.

Onlar şöminenin başında oturup dışarıda yağan karı seyrederken

Minik bir Peri uçup gelmiş ormanın derinliklerinden

Konmuş pencerenin pervazına

Tatlı bir öpücük göndermiş iki iyi arkadaşa…

ArtNouveauOrnaments

Görseller:  http://www.aylacitak.com/, http://diyarbakırlıoğlu.com/, http://olsaolsa.com/tr/resim/2160-japon-baliklari-yagliboya-tablo.html, http://www.tablomarketim.com/?kategori-61-gultekin-yildiz=&cid=61&typ=&brw=&offset=&order=&mrk=6&src=&direction=&kactane=90&stock=, http://www.animalonly.com/U217,81,kedi-tablo-tablo-murat-tolga-tablo.htm,

 

Anneyim içinde yayınlandı | ile etiketlendi | 11 Yorum

Deniz Kızı

Annemlerin yazlığındayım. Deniz kıyısındaki siteleri ana yoldan ayıran toprak yolda yürüyorum. Taş ve çalılarla kaplı boş bir arsanın yanından geçerken, toprak yol üzerinde hızla sürünerek arsadaki çalıların arasında kaybolan bir yaratık görüyorum. Çok hızlı hareket ettiği için ne olduğunu tam olarak anlayamıyorum. Korkuyla karışık bir merak hissediyorum ona karşı. Ben yolda yürüdükçe onu, hızlı hareketlerle yolun karşısına, sonra da tekrar boş arsaya doğru hızlı hızlı sürünürken görüyorum. Ne olduğunu bir türlü anlayamıyorum.

Yolun kenarında kalın bir hortumla araba yıkayan bir adama rastlıyorum. Bir ara adam ortadan kayboluyor. Birden bire yaratığın bana doğru süründüğünü görüyorum. Daha korkmama bile fırsat kalmadan yanımda bitiveriyor.

O da ne? Karşımda beş yaşlarında küçük bir kızın yüzüne sahip bir deniz kızı… Beni görünce korkuyor biraz. Hortumu alıyor ve kendini beceriksizce ıslatmaya çalışıyor. “Benden korkma, sana yardım edeceğim” diyerek hortumu onun elinden alıp bir güzel ıslatıyorum deniz kızını… Çok fazla kuruduğu için ortadan ikiye ayrılarak bacaklara dönüşmeye başlayan kuyruğu tekrar birleşip balık kuyruğu oluyor. Yeterince ıslanınca kız yine aynı hızla yolun karşısına geçip boş arsada gözden kayboluyor.

“İyi de” diyorum uykudan uyanırken “denize bu kadar yakınken neden kendini bir hortumdan akan suya mahkum ediyorsun ki?”

Düşünüyorum, Değişiyorum içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Peri’nin 2. Kişisel Resim Sergisi

Bu sergide göreceğiniz resimler 3,5 yaşındaki Peri’nin son bir yıl içerisinde ürettiği eserler arasından seçilmiştir. Tam bir doğa aşığı olarak bu yıl da ağırlığı doğa ve peyzaj çalışmalarına veren sanatçı, su altı canlılarına olan sevgisini de bazı eserlerinde dışa vurmaktadır. Bu sergideki eserlerinde hem kompozisyon hem de teknik zenginliği göze çarpmaktadır.

Güneşli bir günde kır çiçekleri – suluboya

Kır Çiçekleri - pastel boya

Kır Çiçekleri – pastel boya

Balıklar (biri cephe diğeri profil olarak çizilmiş - pastel boya

Balıklar (biri cephe diğeri profil olarak çizilmiş – pastel boya

Kır evleri - pastel boya

Kır evleri – pastel boya

Peri anne ve babasıyla geziyor - pastel boya

Peri anne ve babasıyla geziyor – pastel boya

Anne balık ve yavru balık - keçeli kalem ve kuru boya

Anne balık ve yavru balık – keçeli kalem ve kuru boya

Saksıda çiçekler - pastel boya

Saksıda çiçekler – pastel boya

Ailemiz (baba, Peri ve anne) - kol üzerine tükenmez kalem

Ailemiz (baba, Peri ve anne) – kol üzerine tükenmez kalem

Kırmızı Balık - suluboya

Kırmızı Balık – suluboya

Balık Yavruları - pastel boya

Balık Yavruları – pastel boya

Dağ evi ve elma ağacı - karışık teknik

Dağ evi ve elma ağacı – karışık teknik

Kırda gezen böcekler - siyah fon kartonu üzerine oyun hamuru

Kırda gezen böcekler – siyah fon kartonu üzerine oyun hamuru

Teknede balık tutan adam - suluboya

Teknede balık tutan adam – suluboya

Güneş ve çiçek - suluboya

Güneş ve çiçek – suluboya

EV (soldaki karaltı bacadan çıkan dumanmış) - suluboya

EV (soldaki karaltı bacadan çıkan dumanmış) – suluboya

Sergimizi gezdiğiniz için teşekkür ederiz. Peri’nin geçen yılki sergisini gezmek için burayı tıklayın lütfen. Bundan böyle her sene bir sanal sergi açmayı planlıyoruz. Bekleriz:)

Anneyim içinde yayınlandı | ile etiketlendi | 5 Yorum