Bakıcı: lüks mü ihtiyaç mı?

Bakıcımız izinden dönmesi gereken günün sabahında bizi arayarak ailevi sebeplerden dolayı artık çalışamayacağını söyledi. Aylardır çaba ve emek harcayarak oluşturduğumuz düzenin birden bire altüst olmasına mı kızayım, geri dönmeyeceğini bana son anda söylemesine mi kızayım bilemedim…

Geçtiğimiz yaz, yani Peri bir yaşını geçince yeniden çalışmaya başlamak gibi bir planım olduğundan işe aldik Fatma’yı. O bizim ailemize ve düzenimize alışırken ben de iş arayacaktım. Kendisine çok alışmıştık. Peri’yi çok seviyor ve onunla çok iyi anlaşıyordu. Sabırlı ve sakin birisiydi. Eğer işler planladığım gibi gitseydi şimdi ben çalışıyor, Fatma da ben işteyken Peri’ye bakıyor olacaktı.

Fatma tam altı ay bizimleydi. Bu altı ayın ilk üç ayı benim için umut dolu yaz aylarıydı. Bir yandan hamilelik ve full-time bebek bakımının verdiği yorgunluğu üzerimden atıyor bir yandan da yavaş yavaş çalışma hayatına hazırlıyordum kendimi. Fatma’nın varlığı sayesinde güzel ve uzun bir yaz tatili geçirdim. Eşimle yeniden başbaşa vakit geçirebildim, hatta zaman zaman plajda uzanıp kişisel gelişim kitapları ve saçma kadın dergileri bile okudum eski günlerdeki gibi. Bu arada iş ilanlarına da baktım ama önüme çıkan ilk iş fırsatına da atlamamaya kararlıydım. Biraz ince eleyip sık dokumak lazımdı, öyle değil mi? Sonuçta çoluk çocuk sahibi ve de çok deneyimli bir mimardım ya artık beni havada karada kaparlardı. Hem zaten birkaç ay içinde illa ki güzel bir iş bulurdum. Peki bulabildim mi? hayır. Çoğu şirketin benim sahip olduğum özelliklerin tam tersine sahip olan kişileri işe almak istediğini gördüm – ama bu başka bir yazının konusu…

Kasım ayının ortalarına doğru beni bir iç sıkıntısı ve suçluluk duygusu sarmaya başlamıştı. Hala evde oturuyordum ve buna rağmen bir de yardımcım vardı sanki çok zenginmişim gibi. Sanki ailemizin paralarını daha faydalı işlere harcamak ya da bebeğimizin geleceği için biriktirmek yerine kendi keyfim için harcıyormuşum gibi geliyordu bana…Bazen Fatma ile beraber Peri’yi parka götürdüğümüzde torununu gezdiren anneanne ya da babaannelere rastlıyorduk. Bana ne iş yaptığımı soruyorlardı. Öyle ya, bir bakıcı çalıştırdığıma göre mutlaka çalışıyor olmalıydım. Ezik bir gülümseme ile henüz çalışmaya başlamadığımı ama iş aradığımı söylüyordum. Artık bir türlü çalışma hayatına dönememenin sıkıntısından mıdır yoksa bu bakıcı işinin maddi yönünü düşünüp durduğumdan mıdır nedir – sanki bütün bulutlar, çiçekler, kediler, binalar, insanlar işaret parmaklarını bana doğru uzatmış “işte o!” der gibiydi. Bu kadar rahatsız olmamın sebepleri arasında kişilik özelliklerimin de etkisi olabilir tabi…Zira Peri henüz bir aylıkken gittiğimiz çocuk doktoru bile asıl branşı psikiyatri olmadığı halde bana şıp diye teşhisi koymuştu: “senin kaygı düzeyin yüksek”

Sonunda bir karar verdim; Bugüne kadar asla olamadığım kişi olmaya çalışacaktım, yani ‘dünya yansa umurunda olmayan’ cinsten ‘rahat’ birisi…

Üniversiteden mezun olduğum ilk yıllarda çalıştığım ofiste bir amirim vardı – genç bir bayan. Son derece hareketli, güleryüzlü ve tam da az önce tanımladığım gibi rahat birisiydi. Bir hata yaptığında onu bütün gün kafasında gezdirmez, hemen unuturdu. Işler yetişmiş yetişmemiş, şantiyeye malzeme gelmiş gelmemiş hiç kafasına takmazdı. Bütün işleri de yolunda giderdi. Yetişmeyecekmiş gibi görünen işler yine yetişmezdi ama görüşeceğimiz müşterinin önemli bir işi çıkıverirdi ve toplantıyı ertelerdi. Böylece bizde  zaman kazanmış olurduk. Yüksek sesle konuşur, kahkahayla gülerdi. Sandalyeye oturuşu bile böyle yayvan yayvandı. Ben asla bu kadar kaygısız biri olamayacağımı biliyorum ama şu anki  halimi biraz revize etsem bile en azından birkaç sene içinde mide ülserine yakalanmamı engelleyebilirim belki…Bu bakıcı konusu da şu anda gündemimde büyük yer kapladığına göre üzerinde çalışmak için mükemmel görünüyor.

Bir bebeği ya da küçük bir çocuğu olan bir anne için evde bir yardımcının bulunması lüks müdür yoksa ihtiyaç mıdır?

Bazı kadınlar vardır…Bir koluyla çocuğu kucaklamış haldeyken diğer eliyle ocaktaki yemeği karıştırabilir. Ya da ne bileyim…mesela çocuk ayaklarına dolanırken ütü yapabilir, patates doğrayabilir. Üç tane peşpeşe doğmuş küçük çocuğu da olsa evinden yeni pişmiş kek kokusu eksik olmaz.  Işte ben o kadınlardan değilim.

Bazı çocuklar vardır…Annesi yemek yaparken bir kenarda oturup oyuncağıyla oynar, sakin sakin kendi kendini oyalar, TV izler, mama sandalyesinde uslu uslu oturur, uykusu gelince de uyur. Peri de o çocuklardan değil. Sürekli hareket halinde, dizimin dibinden ayrılmayı reddeden, kazara ayrıldığında da biryerlere tırmanmak ve atlamak suretiyle kendini sakatlamaya çalışan, geceleri doğru düzgün uyumayan minik yaramaz bir tavşancıktır o…

Ben bırakın ev işi ile uğraşmayı, kendi karnımı bile zor doyuruyorum Peri ile yalnızken. Uykusuzluk ise en beteri…Kendime vakit ayırmak, dişarı çikip biraz nefes almak, iki satır kitap okumak hayal…Günler birbirini kovalıyor ve zaman zaman gece yatağıma yattığımda ne kadar yorgun, ne kadar bitmiş olduğumu, eski halimden ne kadar uzaklaştığımı düşünüyorum. Ağlamak geliyor içimden ama yorgunluktan ağlayamiyorum bile. “Neyse, yarın ağlarım” deyip uykuya teslim oluyorum.

Fatma evdeyken ben rahatça yemeğimi yiyebildim, soğutmadan bir çay içebildim, eğer gece iyi uyumadıysam sabah biraz geç uyanabildim, ara sıra arkadaşlarımla görüşüp sohbet edebildim, evde uzun zamandır yapılmayı bekleyen bazı işlerimi yapabildim, bu blogu oluşturup birşeyler yazabildim, birkaç takı ve mobilya tasarımı yapabildim, evde ekmek bitince hemen markete gidip alabildim, rahat rahat tuvalete gidebildim, banyo yapabildim, Peri ve ailenin geri kalanı için daha özenli ve değişik yemekler pişirebildim, kitap okuyabildim, gün içinde Fatma ev işleri ile ilgilenirken ben Peri ile güzel güzel oynayabildim, akşamları daha az yorgun olduğumdan eşimle daha iyi vakit geçirebildim… Eğer bunları yapamazsam ben mutsuz oluyorum, eşim de mutsuz oluyor, Peri de mutsuz oluyor. Ayrıca evde anne dışında başka birisinin olması Peri için de çok iyi… Annem ve babam, kuzenim ya da bir arkadaşım eve geldiğinde ya da dışarıdayken başka insanlar ona ilgi gösterdiğinde çocuk mutlu oluyor. Ben yalnızken onunla ne kadar değişik oyunlar oynarsam oynayayım bir süre sonra sıkılıyor. Ama onun sıkıldığı asıl şey benim – benim tarzımdan sıkılıyor. Farklı birisini istiyor. Mesela Peri benimle resim yapıp kitaplara bakmayı, babasıyla ise kovalamaca gibi  hareketli oyunlar oynamayı sever. Fatma ise onu sırtında gezdirirdi. Ben onunla kovalamaca oynadığımda ya da babasıyla kitaplara bakarken fazla keyif almıyor çünkü herkesten beklediği şeyler ayrı…

Eskiden, çekirdek aile kavramı henüz yerleşmemişken çocuk yetiştirmek çok daha kolay ve sağlıklıymış. Babaanne, anneanne, dede, teyze, elti, görümce, amca  gibi akrabalar ve bunların çocukları bir arada ya da çok yakın yerlerde yaşadığından çocuk bütün gün farklı kişilerle iletişim kurabiliyormuş. Böylesi anne için de çok iyiymiş çünkü çevredeki insanlardan herbiri çocuğu 15 dakika oyalasa bu arada anne yemek yapabilir, banyoya girebilir ya da biraz kestirebilir. Kırsal kesimlerde hala devam eden bu tip yaşam tarzını, kendi içinde pekçok sorunu da barındırmasına rağmen daha sağlıklı buluyorum. Çoğu kentli annenin bebeğine bakabilmek adına işini gücünü bırakıp kendini tek başına eve kapamasının ya da kapamak zorunda kalmasının ise çok ama çok yıpratıcı olduğunu düşünüyorum – hem anne, hem de çocuk için…Eğer aile büyüklerimiz bize yakın yerlerde yaşıyor olsalardı ve onlarla sık sık görüşüyor olsaydık, ya da içlerinden birisinin benim çalışmam durumunda Peri’ye bakma imkanı olsaydı mutlaka değerlendirirdim. Bu tür imkanları olanlar çok şanslılar ve sonuna kadar bunu kullanmalılar. Eğer böyle bir imkanınız yoksa bile en azından haftanın belli günlerinde eve gelen bir yardımcı bence şart çünkü annenin de biraz nefes alması, başka şeylerle ilgilenmesi ve tazelenmesi gerek. Bunun için verilen paraya da acımamaya karar verdim. Nasıl olsa çalışmaya başladığımda bakıcıya verdiğim paraların hepsini geri kazanacağım. Belirsiz bir gelecek için tasarruf etmeye çalışmaktansa  bugünü kurtarmak daha mantıklı… Çünkü ben bugün mutlu değilsem, yorgunsam ve gerginsem bu benim yarınımı da etkileyecek.

Biraz kendi kendimi ikna etmeye ve beni yıpratan bakış açımı değiştirmeye çalıştım bu yazıda… Pekçok annenin de aynı bakış açısıyla kendini üzdüğünü biliyorum. Şunu unutmamalıyız – anne mutluysa aile de mutludur. Şimdi yeni bir yardımcı-bakıcı arıyorum. Ne zaman bize uygun birisini bulurum bilemiyorum ama onu bulduğumda “henüz çalışmıyorum” derken başım dik olacak, kendimi suçlu hissetmeyeceğim.

En iyisi bu ikna yöntemini her konuya uyarlamaya çalışmak…

About perilievren

sadece bir evren...
Bu yazı Anneyim içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bakıcı: lüks mü ihtiyaç mı? için 7 cevap

  1. banu ozbek dedi ki:

    Canim ben ebrusun annesi umarım tanirsin
    Eline yüreğine saglik kendini cok guzel ve akici anlatmiasin sonuna kadar heycanla okudum benimde yanımda kimsenin Yok ve tam 18 Aydir ebruyu ne birine bıraktım ne biri yedirdi ne biri uyuttu bazen yeri geliyor Bende cok daraliyorum en basiti bir avmye gittiğimde bile mecburen engelli tuvaletine beraber giriyoruz aslında bu durum çocuk içinde Iyi değil. Çünkü birileriyle paylaşmayı bilmiyor hem etrafında ebeveynleri olsun istiyor offf aslında cok dertliğine bu konuda ama

  2. fatto dedi ki:

    acikcasi cok katiliyorum ve ben de evde olmama ragmen kizimi birkrese verecegim en kisa zamanda. yalniz yasadigim yerde sunu farkettim, kizina surekli evde kendi akmak isteyen, kres imkanini degerlendirmeyen anneler de cok fazla attached olmasi sebebiyle elestiriliyor. kendine bakmiyor, kizinin sosyallesmesine izin vermiyor, cok abartiyor, gibi elestirilere maruz kalyor.

  3. elif(prensesim_2010) dedi ki:

    evren falasıyla katılıyorum sana keşke madden imkanlarımız beynimizi çok meşgl etmeyecek kadra rahat olsa ve bizde ev işimişz için bebeğimiz için ayrı insanları çalıştrabilsek:S kzıımdan sonra keşke çok zengin olsaydım diye ilk kez düşündüm diyebilirim.zengin olsam kızım için evimi isteidğim gibi düzenleyebilirm ya da bi park bile kurabilirim evime ,ona evde eğitim verebilecek insanlarla beraber kızımla ilgilenebilirim.psikologlardan pedagoglardan yardım daha rahat alabilirim ,işe başlamayı bu kadar sorun etmem beynimde ,kim ilgilenecek kim bakacak ben alamazsam kreşten kim alacak diye düşünmem mesala çünki he halukarda birileri olur devreye grecek onuda geçtim onu göndericeğim kreş en üst seviyede eğitim veren bir yer olur 3 e 5e bakmam mesala vs vss…..bende keşke rahat bir insan olsaydım…hayatıma hiç yaşayamadığım bir duygu ….

  4. Gasilhane dedi ki:

    Çocuğum yok, olmasına da en az 5 yıl var ama tamamen haklısın gibi geldi. Annelik insanı değiştiriyor diyorlar o yüzden bencilce şeyler söylüyor gibi olacağım ama çocuk büyüyüp kendine yetecek o yaşlara gelene kadar kendi ihtiyaçlarını -ya da küçük lükslerini- yok saymak doğru değil. Ben hep dolmuşta görüyorum, ufacık bir çocuk ve bitmiş annesi. Annesi dağılmış, giysilerini seçmemiş öylesine giymiş, saçları özensiz bakımsız ama çocuk parlıyor, çocuğun giysileri en şık, en özenli seçilmiş renkli çiçeklilerden, ayakkabısından tokasına özenle giydirilmiş çocuk. Anne ise bitmiş. Benim çocuğum olmadığı için şimdilik bu duruma isyan ediyorum. İlerde ne olur bilemem belki hormonaldir, belki elimizde olmadan kendi ufak lükslerimizi, aptal dergilere bakıcak zamanı, saçımıza bakım yaptıracak zamanı kendi isteğimizle bırakıyoruz belki. İlerde anlıycam:))

  5. perilievren dedi ki:

    Insan anne oldu dıye kendınden vazqeçmemelı, kadın olduğunu, ınsan olduğunu unutmamalı bence…kendısıne keyıf veren şeylerı yapmaya devam edebılmelı. çocuklar bellı bır yaşa gelene kadar çevrelerındekı ınsanların kontrol ve ılgısıne muhtaç oluyorlar. bu kışılerın sayısı ne kadar fazlaysa anne ıçın de çocuk ıçın de o kadar ıyı.
    aslında bebeğın olunca pek çok şeyden gönüllü vazgeçıyorsun, evet. mesela akşam çıkmayı seven bırısıysen ılk bır yıl neredeyse hıç çıkamayabılırsın ve bu sana batmayabılır. ya da “ay çok sıkıldım, çıkıp dolaşayım” dersın, çıkarsın ama 1 saat geçmeden bebışının kakasının kokusu burnunda tütmeye başlar. hemen eve dönmek ıstersın.
    ne bıleyım…mesela hayatın cıddı anlamda basıtleşıyor. eskıden çok kafaya takıp üzüldüğün şeyler saçma qörünmeye başlıyor – zıra en büyük mutluluğu çocuğun tabağındakı yemeğı bıtırdığınde duyabılıyorsun:))) o gün kaka yapmadıysa üzülüyorsun mesela…bunlar da çok qüzel şeyler…

  6. Gasilhane dedi ki:

    İşte onu anlamayı bekliyorum değerli yazar:)

  7. Geri bildirim: Bakıcı: Bir Annenin Özgürlüğü | güneşli bir gün

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s