An’ı Yaşamak Üzerine

Elimde damla şeklinde iki inci vardı. Bunlarla bir çift küpe yapmayı ne zamandır düşünüyordum. Hatta nasıl bir küpe yapacağımı da tasarlayıp çizmiştim. Araya yoğun bir çalışma döneminin ardından hamilelik ve doğum, yeni bebek telaşı derken sanki yüzyıllar girdi. Bu süreçte kuyumculuk kursuna da gitmedim, tezgahımın yanına da pek uğramadım. Ama bu inciler hiç aklımdan çıkmadı. Bir ara tezgahımın başına oturup 1-2 parça gümüş kesmeyi denedim ama uzun zamandır dokunmadığım aletlerim ellerimi yadırgadılar mı ne, kestiğim parçalar hep yamru yumru oldu. Moralim bozuldu, vazgeçtim.

Bir ay önce, iki yıl aradan sonra kuyumculuk kursuna nihayet tekrar başlayabildim. Evet, ilk gün gerçekten de elimi kolumu nereye koyacağımı şaşırdım, ilk defa kursa gelmiş gibiydim. Yavaş yavaş alıştım ve inci küpelerimi yapmaya başladım. Yıllar sonra ilk deneme için bence fena olmadılar, ben beğendim küpelerimi.

Küpeleri yaptıktan sonra blogumdaki galeriye koyabilmem için güzel bir fotoğraf çekmem gerekiyordu. Ipek bir eşarbın üzerinde, tül perdeye iliştirerek, saksıdaki karanfilin dallarına asarak, ekmek kesme tahtasının üzerinde, kızımın peluş tavşanının tüğleri arasında vb pek çok fotoğraf denemesi yaptım ama sonuçlardan tatmin olmadım. Sonra birden aklıma dışarıda yağan kar geldi! Hemen balkona çıkıp küpeleri karların üzerine attım. Daha önceden yaptığım incili yüzüğümü de yanlarına koydum – bence birbirlerine yakıştılar. Kar, kısmen karartılmış gümüş ve inciler…Sevdim bu kompozisyonu.

Kursta geçirdiğim saatler boyunca dış dünyadan adeta kopuyorum. Zihnim sadece yaptığım şeyle meşgul oluyor. Eğer elimde güzel bir taş varsa genelde tasarımın başlangıç noktası bu taş oluyor. Bazen de kağıda öylesine karaladığım bir şekli takıya dönüştürmeye çalışıyorum ya da önce tasarımı yapıp ona uygun bir taş arıyorum. Tasarladığım şeyi genelde evde çizip kursta hocamızın teknik bilgisinden ve daha önce öğrendiklerimden faydalanarak yapmaya çalışıyorum. Bazen de eğer vakit bulabilirsem evdeki tezgahımda çalışmalara başlıyorum.

Geçtiğimiz yaz iki kitap okudum. Bunların ikisi de elbette ki kişisel gelişim kitabıydı. Moodboard adlı yazımı okuyanlar bu tür kitaplara karşı zaafım olduğunu bilirler. Ama bunlar daha önce okuduklarımdan biraz farklıydı. Yazarın konuya yaklaşımı, dili ve zekası dışında bu iki kitapta beni en çok etkileyen şey “samimiyet”ti diyebilirim. Ilk defa bir kişisel gelişim kitabını okuduktan sonra bir kenara bırakıp unutamadım – hala birisi yatağımın başucunda, diğeri ise çantamda durur, fırsat buldukça açar birkaç sayfa okurum. Bu kitaplardan birinin adı “Evrenden Torpilim Var”, diğerinin bir adı yok – kapağında bir ayna var sadece. Yazarları ise Aykut Oğut. Ciddi olarak daha mutlu, huzurlu ve her anlamda zenginliklerle dolu bir yaşama kavuşmak isteyen herkese bu iki kitabı şiddetle tavsiye ediyorum.

“Evrenden Torpilim Var”in bir bölümünde yazar “an’ı yaşamaktan”, yani geçmişi düşünmeden ve geleceği planlamadan sadece o anda durabilmekten bahsediyor. Ben kitabın söz konusu bölümünü kendimce şöyle yorumladım: An’da durabildiğimiz sürece geçmişten gelen korkularımız ve gelecekle ilgili kaygılarımız bizden uzaklaşıyorlar. Gerçekleşmesini istediğimiz hayallerimizle ilgili “acaba”lar, “yoksa”lar (ki bunlar bir hayalin gerçekleşmesinin önünde duran bir numaralı engellerdir) bir an için yok oluyor, odağımız değişiyor. Bu boşlukta  hayallerimiz kendine yol buluyor.

Peki anda nasıl durabiliriz? Aslında gün içinde farkında olmadan pekçok kez bunu yapıyoruz.

Güzel bir müzik dinlerken, çocuğumuzla oynarken, birşey yaratırken, kitap okurken, yoga yaparken, yeni aldığımız bir dolap ya da yatağın montajını yaparken…Kısacası tüm dikkatimizi yaptığımız şey üzerinde yoğunlaştırdığımız anlarda “an”ı yaşıyoruz.

Işte ben takı yaparken bu duyguyu yaşıyorum. Hayatımda iyi ya da kötü giden hiçbirşeyi düşünmeden, endişeden ve sorulardan uzak birkaç saat geçiriyorum. Bir tek yaptığım şeye odaklanıyorum.

Sadece takı yaparken değil, mesela kalabalık bir yatılı misafir grubunu ağırlarken, karlı ve soğuk bir günde Istanbul’un kaldırımlarında yürümeye çalışırken, blog yazarken, Peri ile oynarken ve temizlik yaparken de an’da kalabiliyorum – çünkü başka birşey düşünemeyecek kadar meşgul oluyorum bunları yaparken.

An’da kalabildiğimde bakın neler oluyor:

Beni çok zorlayan ve sanki çözümsüzmüş gibi görünen bürokratik bir sorunum varsa   mucizevi bir biçimde çözüme kavuşuyor.

Eğer hastaysam ya da biryerim ağrıyorsa, dikkatimi başka birşeye yoğunlaştırdığımda şikayetlerim ciddi biçimde azalıyor.

Geçen gün saatler boyunca sürekli kilitlenerek sinirlerimi zıplatan bilgisayarımın başından ayrılıp yarım saat kadar kızımla oynadım. Bilgisayarın başına tekrar oturduğumda tıkır tıkır çalışıyordu.

“Üç aydır biryerlere iş başvurusu yaptığım halde neden kimse beni görüşmeye çağırmıyor?” diye düşünüp durmaktan vazgeçtiğim bir zaman diliminde (evde yatılı misafirler vardı ve ve çok eğleniyorduk) başvuru yaptığım bir şirketten beni arayıp görüşmeye çağırdılar.

“Görüşmeye gittiğim şirketlerden geri dönüş olmuyor…Sanırım hayatıma ev hanımı olarak devam edeceğim” diyerek kendime acımayı bırakıp “Amaaan ne olmuş yani? Sıcacık evimde kızımla beraber oturuyorum. Aç değilim açıkta değilim. Bu karda kışta bir de işe mi gidecektim?” diye düşünmeye başlayıp da kendimi temizliğe ve yemek yapmaya adadığım gün daha önce görüştüğüm bir şirketten evde çizmek üzere bir proje işi aldım. Yani artık hem sıcacık evimde kızımla oturuyorum hem de işimi yapıyorum.

Bunlar belki çok basit şeyler ama hayat zaten bu basit şeylerin biraraya gelmesinden oluşuyor bence…

About perilievren

sadece bir evren...
Bu yazı Değişiyorum, Yapıyorum içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

An’ı Yaşamak Üzerine için 4 cevap

  1. yeni1anlam dedi ki:

    Tasarımını çok beğendim. Anı yani boşluğun, yer açmanın etkisini ne güzel ifade etmişsin tasarım sürecinde. Karların üzerine bu kadar yakışmalarına pek şaşırmadım aslında. Bana kardelen çiçeklerini çağrışıtırdı ilk gördüğümde küpelerin. Burada çok oluyorlar. İçinde yarattığın boşluktan fırsat bulup hemen açıvermişler belli ki!

  2. Gasilhane dedi ki:

    Bir işi hem de evden almana çok sevindim. Ben de mimarlığı birinci sınıfta bırakıp tekrar öss’ye girdim-o kadar sabırlı olmadığımı anladığımda yani:)-, şimdi sanki ben iş bulmuşum gibi sevindim:))

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s