Canım Sıkılıyor Anne

Peri bir yaşını doldurduğundan beridir onu eğlendirecek değişik aktiviteler arayışındayım. Bu bağlamda sık sık anne bloglarını ziyaret edip kim çocuğu ile neler yapıyor diye araştırıp duruyorum. Amacım çocuğumu daha zeki yapmak, bilmem ne koordinasyonunu geliştirmek falan değil kesinlikle. Ben sadece onun “gönlünü eğlemek”, apartman çocuğu olmanın bünyesine zerkettiğini düşündüğüm iç sıkıntısını bir nebze olsun azaltmak istiyorum. Yoksa inanıyorum ki normal şartlarda bir çocuğun daha zeki ve mutlu olabilmesi için teşviğe ihtiyacı yoktur. Ama “normal şartlarda”.

Peki nedir bu normal şartlar?

Bir çocuğun, önünde küçük de olsa bir bahçesi olan bir evde büyümesi ve bu bahçeye çıktığında ağaç, çiçek, kedi, köpek, kuş, toprak gibi şeylerle kendince iletişim kurabilmesi, onlara dokunabilmesi normaldir.

Bir çocuğun, anne – baba – bakıcı üçgeninde değil, bol bol komşu, akraba ve arkadaşlar arasında büyümesi, sokağın köşesindeki simitçiyi tanıyor olması normaldir.

Bir çocuğun, zemin döşemesi dahil plastik türevi yapay malzemelerden üretilmemiş bir oyun alanında saçı başı elektriklenmeden oynayabilmesi normaldir.

Bir çocuğun en iyi arkadaşının caillou değil, komşunun çocuğu olması normaldir.

Bir çocuğun en keyifli saatlerini televizyon karşısında otururken değil, mahalledeki arkadaşlarıyla kudururken geçiriyor olması normaldir.

Bir anne ve babanın, çocuklarının sosyalleşmesi ve yaşıtları ile oyun oynayabilmesi için kreşlere ve oyun gruplarına para ödemek zorunda olmaması, çünkü yaşadıkları çevrenin doğal olarak bu işlevi yerine getiriyor olması normaldir.

Bu normal şartlarda yaşayan bir çocuğun zaten iyi vakit geçirmek için bir kaptan diğer kaba fasülye aktarmasına gerek yoktur.

Oysa biz şehir anneleri ve sevgili apartman çocuklarımız için malesef bu şartların çoğu lüks sayılıyor. Bizim çocuklarımız günün büyük bir kısmını dört duvar arasında geçirmek zorundalar. Iyi havalarda günde bir iki saat, bir ebeveyn ya da bakıcı gözetiminde parkta oynayabiliyorlarsa şanslılar. Biz ise onları can sıkıntısından nasıl kurtarırız diye kafa yormak ve sürekli yeni aktiviteler bulmak zorunda hissediyoruz kendimizi. Çünkü gerçekten sıkılıyorlar. Çamaşır çekmecesini üç kez boşaltıp yeniden doldurduktan sonra, ahşap küplerle birkaç kule yaptıktan sonra, resimli kartların hepsinin üstündeki resmin ne olduğunu öğrenince, puzzle’daki parçaların yerlerini ezberleyince sıkılıyorlar. Onlar sıkılınca bizi de sıkıyorlar ki olayın can alıcı noktası da bu zaten. Yani bir köşede oturup sakin sakin sıkılmıyorlar bildiğiniz gibi.

Geçenlerde yine biryerlerde okuduğum üzere, bir kase nohut ve kapağına bir nohutun geçebileceği büyüklükte bir delik açtığım pet şişe ile Peri’nin yanına gittim. Kaseden bir nohut aldım ve delikten şişenin içine attım. Sonra Peri’ye de bir nohut verdim, o da aynı şeyi yaptı. Sonra bir kez daha yaptı, sonra bir kez daha. Sonra kaseden bir nohut aldı ve bana verdi. Elimi tutup şişeye doğru yöneltti ve arkasını dönüp gitti. “offf uğraştırma beni böyle şeylerle, kendin yap” mı demek istedi acaba? Elimdeki nohuta bakarak yaptığım şeyin saçmalığına gülesim geldi.

Peri’nin sevdiği aktiviteler de var elbet, yok değil. Mesela benim bir zamanlar sahilden ve denizden toplayip cam fanusların içine koyarak kendimce dekorasyon öğesine dönüştürdüğüm deniz kabukları ile oynamaya bayılır Peri. Onları bazen avuçlayarak, bazen de tek tek fanusun içinden çikarır inceleriz. Bir kabuğun önce dışını elleyip ne kadar pürüzlü olduğunu konuşuruz (daha doğrusu ben konuşurum, peri de benim                                                                                çıkardığım aaa, oooo gibi ünlemleri taklit eder). Sonra da içine dokunup “aaa bak dışı pütürlü ve mat iken içi ne kadar kaygan ve parlak değil mi annecim?” derim. Minik parmağı ile kabuğun içini okşayarak “oooo” der. Sonra üzerinde delik olan kabukları bir zincir ya da pipete geçirerek biraz vakit geçiririz. Son olarak miniğim hepsini tekrar fanusun içine koyar ve eliyle kabukları karıştırır. Çıkan ses hoşuna gider. Bazen de kozalak, yaprak, çiçek, taş gibi dışarıdan topladığımız nesnelerle benzer şekilde oynuyoruz.

Ona sürekli yeni oyuncaklar satın almak yerine mümkün olduğunca günlük hayatta kullanılan nesnelere ya da doğal mataryellere yönlendirmeye çalışıyorum. Bazen de evde zaten varolan oyuncaklarla farklı oyunlar icat ediyoruz: mesela birbirine geçen bloklarla sandalyeler yapıp bebekleri oturtmak, minik civciv için bir ev yapmak gibi. Bu ara en favori oyunumuz “zıplayan toplar”. Oyun çok basit: bir torba pinpon topunu kucaklayıp yere çarpıyorsunuz ve çocuk sevinçten çıldırıyor (muhtemelen alt kattaki komşular da).

Havalar iyiyken işimiz daha kolaydı. Peri ile günümüzün büyük bir bölümünü dışarıda çiçekleri koklayarak ve kozalak toplayarak geçirirdik. Evimizin çevresinde çocuk parkları ve bol bol ağaç olduğu için şanslıyız. Böylelikle “normal şartlar”dan en azından birine sahibiz diyerek kendimi rahatlatabilirim. Burada kedi ve köpekler bile var, düşünebiliyor musunuz? Ama yine de çocuğum yalnız bir çocuk olarak büyüyor. Diğer çocukları ancak parkta ya da AVM’lerin oyun alanlarında görebiliyor. Anneanne, babaanne, dede ve kuzenlerı başka şehirlerde yaşadıkları için onlarla çok seyrek biraraya gelebiliyoruz. Kırk yılın başında Peri ile yaşıt çocukları olan arkadaşlarımızla – Istanbul şartlarını zorlayarak – buluşabilirsek ne ala…Kızım henüz çok küçük olduğundan ve sosyalleşmeden anladığı tek şey diğer çocuğun elindeki balonu çekiştirmek olduğundan şimdilik bu konuyu fazla kafaya takmamaya çalışıyorum. Ama bu konu birkaç ay içinde gündeme gelecek, kaçış yok.

Küçük hanımefendi ile yeni şeyler keşfetmenin tadına doyum olmuyor. Keşke daha özgür, daha doğal bir ortamda büyütebilsem onu…Keşke normal olmak bu kadar zor olmasa…

About perilievren

sadece bir evren...
Bu yazı Anneyim içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Canım Sıkılıyor Anne için 3 cevap

  1. yaruze dedi ki:

    merhaba,
    Bloğunuzu bugün keşfettim ve iyi ki de yolum kesişmiş bir vesile ile.Ne kadar doğru noktalara parmak basmışsınız.Çocuklarımızın günümüz koşullarında sunileşen dünyanın suni birer bireyi haline geliyor olması ne acı değil mi?
    Ben bu konuda biraz daha şanslıyım ki, başta alışması oldukça zor gelse de, peşpeşe doğmuş bir tek bir de ikiz olmak üzere 3 çocuğa, dolayısıyla kardeşli bir haneye sahibim.O nedenle oyun,oyuncak,arkadaş,etkinlik vs sıkıntıları yaşamıyoruz.Fakat kendi çocukluğuma kıyasla,nelerden mahrum kaldıklarını gördükçe kahretmiyor değilim…
    Umarım mutlu birer birey olmayı başarabilecek asgari şartları sağlayabiliriz onlara…
    Bizim hikayelerimize de ortak olmak isterseniz,burdayız:
    yaruzee.blogspot.com
    Sevgiler…

  2. gülnur dedi ki:

    merhaba, evinizde bir şey çok ilgimi çekti.Hava lojmanlarında mı oturuyorsunuz?Yatak odasındaki gömme dolaplar biizm evde de var.

    • perilievren dedi ki:

      4.Levent’teki subay lojmanları orası. Ama zaten o dolap bütün lojmanlarda standarttır. Şimdi İzmir’deyiz ama buradaki evimizde de aynı olaptan var:)))

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s