Neden?

Geç oldu, birazdan yatacağım. Kızım uyuduktan sonra bana kalan 1,5 saatin bir kısmını sevdiğim blogları okuyarak geçirdim. Geriye kaldı 20-30 dakika. Uzun zamandır, çok uzun zamandır aklımda dönüp duran soruyu yazıya dökmek için 20-30 dakika.

Kısa bir süre önce bir blog keşfettim. O kadar çok sevdim ki yazar yeni bir yazı yazsa da yazmasa da hergün mutlaka tıklayıp eski yazılarına göz atmaktan kendimi alamıyorum. Birazdan aşağıya yazacağım alıntıya bu blogda rastladım. Aklımdaki o sorunun bu akşam kalemimin ucuna gelmesinin sebebi bu alıntıdır.

“Neden hayata gerçekten değer katan ve hayatı destekleyen fikirler ve projelerin ekonomik karşılığı olmazken, hayatı, yeryüzünü ve insanları sömüren ve hatta sonunu hazırlayan işlerin ekonomik değeri çok yüksek?” Charles Eisenstein

10 yıl önce mimarlık fakültesinden mezun oldum. O günden beridir öyle ya da böyle mimarlık işini yapmaktayım. Bu süre zarfında pek çok yapı ve mekan tasarladım ve pek çoğunun tasarım ve yapımına katkıda bulundum. Bunların bazıları çok beğenildi, bazıları o kadar da beğenilmedi. Bazıları hakikaten çok işlevsel ve estetikti, bazıları ise mimarlarının egolarıyla müşterinin gösteriş merakının çarpışması sonucu oluşmuş hilkat garibeleriydi. Bazıları çok sıradan, bazıları daha ilginçti.

Sonuç olarak, benim tasarladığım ya da tasarımına bir şekilde katkıda bulunduğum o yapı ve mekanların içinde şu anda birileri uyuyor, çalışıyor, alışveriş yapıyor, tedavi oluyor. Sorun şu ki, bunların çoğu üzerinde çalışırken az ya da çok bir heyecan duymuş olmama rağmen,  geriye dönüp baktığımda hiçbiri ile gurur duyamıyorum, onları sahiplenemiyorum. Birisi özellikle sormadıkça onlardan bahsetmek bile içimden gelmiyor.

Neden? İşte soru bu: Neden?

Sanırım olay ne yaptığımla değil, onu yaparken neyin parçası olduğumla ilgili. İçinde yaşadığım sistemin devamı için gerekli işlevlerin gerçekleştirilebileceği mekanları tasarlıyorum. Paraya çevrilemeyen ya da parayı çoğaltmayan hiçbir girişimin değerli sayılmadığı bir dünyada, paranın dönmeye devam etmesine katkıda bulunuyorum. Bir arsaya mal sahibinin talebi üzerine mümkün olan en fazla sayıda konutu sığdırmaya çalışırken, bir alışveriş merkezini müşterilere daha fazla para harcatma odaklı tasarlarken aslında tam olarak yaptığım bu. Eh, bunu yaparken de besin piramidindeki konumumun gerektirdiği kadar para kazanıyorum. Çark böyle dönüyor…

Ben isterdim ki, yaptığım işler daha anlamlı olsun, doğaya ve insanlığa değer katabilsin, ekosisteme saygılı olsun, enerji kaynaklarının tasarruflu kullanımını önemsesin. İsterdim ki yaptığım işler doğada geri dönüşümü nerdeyse imkansız beton ve kimyasal madde yığınları olmasın, yerel malzeme kullanımını önemsesin ve onu bir adım ileriye götürsün. Ben isterdim ki yaptığım işler kalıcı olmasın, gerektiğinde yok olabilsin ya da dönüşebilsin. Bunlar olmayınca dünyanın en mükemmel tasarlanmış binalarına bile  imza atmış olsam benim için bir kıymeti olmazdı.

Maalesef mimarlık tek başına, kendi kendine yapılan bir iş değil. Karşınızda bir sermaye sahibi yani bir müşteri duruyor ve onun parası ile bir mekan tasarlamak durumundasınız. Onun vizyonu ve dünya görüşü ile ciddi biçimde sınırlanıyorsunuz. Ben doğayı ve ekosistemi binanın cephe kaplamasından daha fazla önemseyen bir müşteri ile çalışma şerefine nail olamadım henüz. Yaşamımın geriye kalan yıllarında da öyle birisiyle karşılaşır mıyım bilemiyorum – açıkçası artık bunu çok da önemsemiyorum. Önemsemememin sebebi pes etmiş olmam değil kesinlikle. Sebep şu ki, yapmak istediklerimi gerçekleştirebilmek ve hayatımın her alanında benim için anlamı olan oluşumların içinde bulunabilmek için, başka bir kişinin onayına, parasına ya da beğenisine sandığım kadar çok ihtiyacım olmayabileceği üzerine düşünmeye başladım son zamanlarda…  

Bu yazıyı sevdiyseniz bunu da seversiniz:

Küçük Arı Bazı sorular vardır düşündükçe dallanıp budaklanır. Çözüme ulaşmak bir yana, bunlar gittikçe daha da düğümlenir. Ille de yanıta ulaşacağım diye deştiğinizde öyle bir sona yaklaşırsınız ki, hemen geri dönmek ve soruyu unutmak istersiniz. Çünkü ulaşmak üzere olduğunuz şeyin rahatınızı sonsuza dek kaçıracağını hissedersiniz…

About perilievren

sadece bir evren...
Bu yazı Düşünüyorum, Değişiyorum içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Neden? için 5 cevap

  1. gasilhane dedi ki:

    Kesinlikle. O yüzden mimarlık fakültesini ilk yılda terkettim- 4 yıl oldu terkedeli ve hep düşündüm pişman olur muyum diye, henüz olmadım. Bir yandan eğitim yaratıcılık ve tasarım üzerineydi bir yandan da aynen dediğin gibi müşterinin vizyonu senin kesinkes üstünde olmak zorundaydı.

    Ve eminim bir yerlerde mimarın varoluşuna saygılı müşteriler de vardır, umarım yoluna çıkar.

  2. perilievren dedi ki:

    toplumu dönüştürme ve ona hizmet etme potansiyeli bu kadar fazla olan mimarlığın, sadece statükonun bir aracı olarak kullanılması çok acı gercekten…idealist söylemler mimarlık fakültelerinin salonlarında kalıyor malesef:S

  3. yeni1anlam dedi ki:

    Bu sorular ile başlıyor aslında. Değerlerime uygun nasıl iş yapabilirim? Cevap basit olmayabilir, hemen gelmeyebilir belki ama adım adım geliyor. Çok güzel bir söz var. Kime ait olduğunu şu an hatırlayamadım birden. “When you see a pattern you cannot un-see it!” Bu yol senin gibi kendisini dürüstçe sorgulayabilenlerin yolu, gözünün içine kaçırmadan bakanların yolu. Joanna Macy’nin Hope Without Despair kitabını şiddetle tavsiye ederim. (şu an okuyorum) ya da World As Lover World As Self. Büyük değişimler büyük işler yapma peşinde olmayanlardan çıkıyor aslında.

    • perilievren dedi ki:

      Evet, geçerli değerlerin dışına çıkmak istediğinde türlü zorlukla karşılaşıyorsun. halbuki kendini akışa bırakmak daha kolay…hergün neye hizmet ettiğini sorgulamadan, hiç inanmadığın bir işe gidip gelmek, vaktinin en değerli kısmını ona ayırmak, kredi almak, hafta sonları bir AVM’de gezip alışveriş yaparak mutlu olmaya çalışmak, emekliliği beklemek, başka bır deyışle bu dünyada çile doldurmak…Insanların çok büyük bir kısmının yaptığı bu değil mi? Başka türlü bir yolun mevcut olabileceğini düşünmek bile bu döngü içinde imkansız olabiliyor. halbuki herkesin sahip olduğu meslek ya da özellikler dahilinde hayatını farklılaştırabilecek potansiyeli var bence…Tavsiye ettiğin kitapları en kısa zamanda edineceğim:)

  4. Geri bildirim: Biten Yazın Düşündürdükleri | güneşli bir gün

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s