Bir Itiraf

Bu blog benim yolculuğumun seyir defteri sayılır. Buraya yazdıklarımı sadece düşünmekle de yetinebilirdim ama söz olup uçmasınlar, yazı olup kalsınlar istedim. Bana özel bir günlük yerine blog tutmayı tercih ettim ki yazdıklarımın tanıkları da olsun. Bu tanıkların varlığını bilmek, buraya yazdıklarımı bir kenara atıp unutmamı engelliyor. O sıralar aklımda ne geziniyorsa onu paylaşıyorum; okuduğum bir kitap, kızıma olan hislerim, bir yemek tarifi, düşüncelerim, ne olursa…Bazen hatırlamak için, bazen deşip ortaya çıkarmak için, bazen unutmamak için, bazen yazıp unutmak için yazıyorum. Bazen de yazdıklarım o kadar farkında olmadığım şeyler oluyor ki kendim bile şaşırıyorum.  Birazdan yazacaklarım son gruba giriyor – beni şaşırtanlar gurubuna…

“…çok çok çok mecbur kalmadıkça kariyer de yaparım çocuk da yaparım diyen kadınlar yok mu? Yok üretmekmiş, yok sosyalleşmekmiş, yok sıkılmakmış, yok alışkanlıkmış ayaklarına yatıp çalışma hayatına dönmeleri sadece bencillikten… Zaten çocuk bakımı zor olduğu için kadın hep kendini dışarıya atar”

Yukarıdaki sözlerin sahibini tanımıyorum. Sık sık ziyaret edip diğer çocuklu ailelerle bilgi paylaşımında bulunduğum Nurturia adlı sosyal paylaşım sitesindeki bir tartışma ortamında rastladım bu sözlere. Tabii ki bunları söyleyen arkadaşı destekleyen, haklı bulanlar olduğu gibi itiraz edenler, kadının mutlaka çalışması, topluma faydalı olması ve ekonomik özgürlüğüne sahip çıkması gerektiğini söyleyenler de olmuş. Şimdi ben bu tartışmanın nasıl başladığını ve seyrini uzun uzun anlatmayacağım. Merak edenler burayı tıklayarak okuyabilirler. Doğrusu kimseyi çalışıp çocuğunu bakıcıya emanet ediyor  ya da çalışmayıp evde oturuyor diye yargılayacak değilim. Yukarıdaki sözleri alıntılayıp üzerinde düşünmeye değer buluşum tamamen kendi tercihlerimi ve düşüncelerimi sorgulamama ve bir özeleştiri yapmama sebep olmalarıdır.

Peri doğduktan sonra uzunca bir süre çeşitli sebeplerden dolayı iş hayatına geri dönemedim. Bu süreç bende ciddi sıkıntı ve moral bozukluğuna sebep oldu. Yoğun tempolu bir çalışma hayatından çıkıp bir bebekle eve tıkılmak sanki herkes gidiyormuş da ben duruyormuşum hissiyatına soktu beni. Çalışmak, para kazanmak, dünyaya faydalı olmak, iz bırakmak çok önemli şeylerdi. Oysa ben çalışmayarak kendimi atıl duruma sokmuş, tamamen gereksiz bir insan olmuştum. Bir buçuk yıl boyunca bu düşüncelerle kendimi mutsuz edip etrafımdaki herkese dünyayı dar ettim. Sonunda free-lance çalışmaya başladım da biraz toparladım kendimi.

Işin tuhaf tarafı, haftanın altı günü deli gibi çalıştığım dönemlerde de hayatımdan çok memnun değildim, sürekli çok çalışmaktan ve başka birşey yapamayacak kadar yorgun olmaktan şikayet eder dururdum. Temelde işimi sevdiğim halde öyle çok mühim şeyler yaptığımı, topluma çok büyük katkılarım olduğunu falan düşünerek kabar kabar gezmezdim ortalıkta. Açıkçası mevcut sistem ve çalışma koşulları içerisinde ayaklar altında gezinen egomla, dünyayı kurtarma görevini bana verselerdi bile kendimi kahraman gibi hissedemezdim herhalde. Esas motivasyonum sadece para kazanmaktı. Samimi söylüyorum, eğer daha fazla paramız olsaydı ofiste bir dakika durmaz, gider akla ziyan hobilerimle vakit geçirirdim.

Peki çocuk doğduktan sonra yüreğime birdenbire çöreklenen çalışma aşkının kaynağı neydi acaba?

Para kazanma zorunluluğu? Para çok önemli birşeydir. Evet, ben de çalışıp para kazansaydım maddi açıdan kesinlikle daha rahat ederdik. Ama ben çalışmadım diye de açlıktan ölmedik. Yok yok, sebep tam olarak bu değildi.

Ekonomik bağımsızlık? Sonsuza kadar evde oturacak değildim. Iki sene evde oturup çocuğuma baktım diye elimden diplomamı alacak değillerdi ya. Öyle sürekli yeni bilimsel çalışmaların yapıldığı, her dakika yeni şeylerin icat edildiği bir sektörde de çalışmıyordum – ki inşaat sektöründe yeni çıkan malzeme ve teknolojileri de bir şekilde insanın gözüne sokuyorlar zaten. Yani bir süre çalışmazsam birşeylerden geri kalmış, birşeyleri kaçırmış ya da körelmiş olmayacaktım.

Dünyaya ve içinde yaşadığımız topluma faydalı olma isteği? Şahsen ben herhangi bir insanın bu dünyaya bir faydası olabileceğine pek inanmıyorum. Biz ona zarar vermeyelim, yeter. Haaa, çalışarak sistemin bir parçası oluyoruz ve toplumun günlük hayatının aksamadan sürebilmesinde bizim de aktif bir katkımız oluyor tabii ki – buna diyeceğim yok ama açıkçası benim topluma böyle mekanik bir fayda sağlamak gibi bir kaygım da yok. Aslına bakarsanız “bu sisteme rağmen alternatif bir yaşam tarzını nasıl oluşturabilirim?” sorusu üzerine kafa yormaktayım son zamanlarda. Cevabını bulabilir miyim henüz bilemiyorum.

Eveeeet…Şimdi sadede gelelim. Hiç tanımadığım arkadaşımın yukarıdaki sözlerine bir kez daha göz atalım lütfen.

“Yok üretmekmiş…”

Üretmek çok mu önemli? Buna sonuna kadar evet diyorum. Ben birşeyler üretmeyi bir çeşit kendini ifade etme şekli olarak görüyorum. Bunun sebebi belki de mesleğimin ve uğraşmayı sevdiğim diğer işlerin yaratıcılık gerektirmesinden kaynaklanıyor olabilir. Bütün gün ev işleri ile uğraşmak ve çocuk bakmak başkasına yaptırıldığı durumlarda maddi değeri olan işler olmasına rağmen ben bunları yaparken bir üretimde bulunduğumu düşünmüyorum. Akşam olup da yatağıma yatınca “bugünden bana ne kaldı?” sorusuna bir cevap veremiyorsam faydasız bir gün geçirmişim demektir. Ama eğer bir mimar olmasaydım da bütün gün bir plaza katında, (bana göre) sıkıcı muhasebe işleri ile uğraşmak zorunda olsaydım acaba yine birşeyler üretiyormuşum gibi hisseder miydim, onu bilemiyorum.

“Yok alışkanlıkmış…”

Yaaaaani…Ben şahsen alışkanlıklarına çok bağlı bir insan değilimdir. Tam tersine rutinden çok çabuk sıkılırım, değişikliğe bayılırım. Hergün işe gidip gelmek zamanında beni nasıl bunalttıysa, hergün çocukla ve ev işleriyle uğraşmak da beni o derece bunalttı. Gene aynı tempoda çalışmaya başlasaydım bir süre sonra gene sıkılacağımı ve aynı döngüye gireceğimi çok iyi biliyorum. Hem insan gibi çalışıp hem de kendime ve aileme yeterli zamanı ayırabileceğim bir çalışma şekli arayışındayım. Ülkemizde devlet memuru olmadıkça böyle bir çalışma şekli mümkün görünmüyor ama ben gene de umutluyum.

“Yok sosyalleşmekmiş…”

Bence sosyalleşmek isteyen insan her şekilde sosyalleşir, mutlaka işe gidip gelmesi gerekmez. Ben son zamanlarda evde çalıştım. Iş yoğunluğundan günlerce kızı parka götürmek dışında evden dışarı çıkmadığım, eşim ya da kızım dışında kimseyle konuşmadığım oldu. Bu durum bende fazla sıkıntı yaratmadı. Yanımda çocuk olmaksızın bir arkadaşımla buluşup iki laf etmek, değişik biryere gitmek hoşuma giderdi elbet. Cumartesi günleri kuyumculuk kursuna gitmekten, orada farklı insanlarla iletişim kurmaktan da keyif alırdım. Ama bunlar hep iş dışı aktivitelerdi. Ben şahsen çalışma hayatını hiçbir zaman bir sosyalleşme aracı olarak görmedim.

“Yok sıkılmakmış…”

Buna sonuna kadar evet, evet, evet! Ne yalan söyleyeyim, kızımı bu hayatta herşeyden çok sevmeme rağmen bütün gün, ertesi gün, bir sonraki gün, hergün onunla başbaşa olup gönlünü eğlemeye çalışmanın dünyanın en eğlenceli işi olduğunu düşünmüyorum. Kendisinin de bütün gün benim suratımı görmekten pek mutlu olmadığını biliyorum. Bunu, bugün oyun hamuruyla yaptığım 197. zürafayı televizyona doğru fırlattığında anladım. Halbuki ben düzenli olarak işe gidip gelseydim, birbirimizden ayrı kalıp biraz es verebilseydik, birbirimizi biraz özleseydik belki ilişkimiz monotonluktan kurtulurdu.

“Zaten çocuk bakımı zor olduğu için kadın hep kendini dışarıya atar”

Işte bunu kendime itiraf etmem çok zor oldu. Hani anneler her koşulda sabırlı, sevecen, uykusuzluğa dayanıklı olmalıdır ya…Hani anneler asla sinirlenmemeli, yorulmamalı, her daim yüzünde sıcacık bir  bilge gülümsemesi ile dolaşmalıdır ya…Bunları düşünerek, zaman zaman çok yorulduğum ve zorlandığım için kendimi suçlu bile hissettim. Artık kendine karşı samimi olduğunda hayatının ne kadar kolaylaştığını anlamış bir insan olarak kabul ediyorum ki çocuk bakmak benim hayatım boyunca yaptığım en zor iş! Kızım doğduğunda o ana kadar “zor” diye adlandırdığım bütün işlerin aslında çocuk oyuncağı olduğunu fark ettim. Gece yarılarına kadar yapılan mesailer, kılı kırk yaran müşteriler, sinirli patronlar falan gözüme eskisi kadar zorlayıcı görünmemeye başladı. Peri doğmadan önce konuştuğum bazı çocuklu arkadaşlarım evde çok yorulduklarını, işyerine geldiklerinde ise kafa dinlediklerini söylediklerinde bir anlam veremezdim. Insan nasıl evde çocuğu ile vakit geçirmekten sıkılır ve yorulurdu ki? Artık biliyorum – ve evet – ben de çalışıp biraz kafa dinlemek istiyorum.

Böyle düşünmek beni kötü bir anne mi yapar? Zaman zaman başka şeylerle ilgilenip odağımı değiştirmek istemem, birşeyler üreterek kendimi ifade etmeye ihtiyaç duymam, kendime vakit ayırmak istemem bir bencillik belirtisi midir? Pek sanmıyorum…Öyleyse de sağlık olsun.

Bir kadın anne olduğunda kendini kayıtsız şartsız çocuklarına mı adamalıdır? Eğer bunu yapmaktan mutlu olacaksa ve bu seçiminin arkasında durabilecekse neden olmasın? Ama eğer bu şekilde mutlu olamayacaksa çocuğunu ve ailesini de mutlu edemeyecektir. Galiba mutluluğun yolu insanın kendisine karşı samimi olmasından ve kendisini gerçekten mutlu edecek koşulları yaratmaya çalışmasından geçiyor.

About perilievren

sadece bir evren...
Bu yazı Düşünüyorum, Değişiyorum içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Itiraf için 13 cevap

  1. itiraf ediyorum, imzami atiyorum bu yaziya.
    anne fatma mayil🙂

  2. deniz dedi ki:

    çok içten, çok samimi bir yazı olmuş, ellerine sağlık🙂

  3. tanya dedi ki:

    dogru size ne denir ki..

    • tanya dedi ki:

      siz=söz elim ayagima dolasmis

      • tanya dedi ki:

        calisip calismamaktan ote ; zaman zaman odak degistirebilmek..

        • perilievren dedi ki:

          kesinlikle haklısın. mesela maddi durumun çok iyidir, çalışman gerekmiyordur, çocuğuna bakacak insan yoktur ya da canın çalışmak istemiyor da olabilir. ama insanın mutlaka uğraştığı başka birşeyler olması gerek bence, bir hobi, spor, vb. ev halkı ve komşular dışında ortak ilgi alanlarını paylaştığı insanlar olmalı…

  4. Anne olduk diye tüm yaşamsal beklentilerimizden elimizi eteğimizi çekecek değiliz ya. Hem hep mutlu anne-mutlu bebek-mutlu çocuk demiyor muyuz? Anne çalışırken mutluysa çalışacak, değilse çalışmayacak. Bu kadar basit. Neden bu konu bu kadar dallanıp budaklandırılıyor anlamıyorum.

    • perilievren dedi ki:

      evet, o kadar çok tartışılıyor kı bır anne çalışsa da çalışmasa da kendını suçlu hıssedıyor. halbukı bıraz rahat olmak lazım. ınsan oturup nasıl mutlu olacağını ıkı dakıka düşünse ve kendısıne söylenen vıdı vıdılara kulaklarını tıkasa… aslında sadece bu konu değıl, pek çok konuda yaptığımız tercıhler, hıssettığımız kaygılar, mutsuzluklar hep dışarıdan gelecek yorumlara göre şekıllen mıyor mu? seçımlerımızın arkasında durabılmemız gerek, sebebıyle ve sonucuyla…

  5. Gasilhane dedi ki:

    Ben en çok yazıdaki yorumun sahibine üzüldüm, ne kadar zaman kaybı bir hayatı var eğer kadınsa. Ve ne kadar zaman kaybı bir hayatı var eğer erkekse. Her durumda zarar ziyanlık görüyorum.

    • perilievren dedi ki:

      Eğer çalışmayarak, birşey üretmeyerek, bütün gün evde çocuklarıyla, ev işleri ve yemek gibi şeylerle ilgilenerek mutlu olabiliyorsa ben o kişi için üzülmezdim. sonuçta mutludur o kişi ve çevresine de mutluluk saçıyordur. herkesin çalışmak, üretmek gibi dertleri olmayabilir. bazı insanlar sadece çocuk yetiştirmeyi en büyük üretim şekli olarak görebilir ve bununla üretim dürtülerini tatmin edebilirler. benım ev hanımı olup da bundan çok mutlu olan tanıdıklarım da var. evlerinde sürekli taze pişmiş kek bulunur, dolapların içi raydolap reklamlarından fırlamış gıbı düzenlidir, her akşam üç çeşıt yemekleri hazırdır, vb. önlerinde saygıyla eğilmekle beraber (çünkü ben kendimi yırtsam da o kadar hamarat olamam) böyle bir yaşam tarzı bana göre değil kesinlikle:)

  6. Gasilhane dedi ki:

    Katılıyorum, tabii kendisi mutludur, umarım sonsuza kadar mutlu olur. Benim inancım da a clean house is the sign of a wasted life. Umarım bana kimse hamarat demez birgün, çok üzülürüm:)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s