Adamlar Haklı…

Adamlar haklı… Bir kere evli insan dış görünüşüne ve giyimine artık eskisi kadar yatırım yapmamaya başlıyor. Cep telefonunu ya da arabasını yenilerken iki kez düşünüyor.  Sinemaya gitmek yerine evinde eşiyle diz dize oturup DVD seyretmeyi tercih edebiliyor. Evde sürekli sağlıklı yemekler piştiği için özel durumlar haricinde dışarıda yemek de yemiyor. Önceliği ailesi olan evli insan, sebebi ister huzurlu aile yaşamının verdiği duygusal tatmin olsun, ister gelecek kaygısı olsun artık eskisi kadar çok tüket-e-miyor.

Yemyeşil çimlerin üzerinde neşe içinde top oynayan anne-baba-çocuk üçlüsünün fotoğrafı ise ancak çekirdek aileye “daha mutlu bir çekirdek aile” olma durumunu pazarlayabilmek için, emlak ya da tatil köyü broşürlerinde işlevsel olabiliyor. Çünkü bu fotoğrafta sadece  huzur var. Hırs yok, gerilim yok, arzu yok, tutku yok. Sıkıcı yani…

Ama yalnız insan öyle mi? Sistem onu tekrar tekrar üretebilir, şekilden şekle sokabilir. Onu öyle bir manipüle eder ki yarattığı bu sahte imaj, yalnız olmaktan en şikayetçi insanı bile yalnızlığı ile barıştırabilir, en mutlu evli insanı bile yalnızlığa özendirebilir.

Sistemin yarattığı bekar insan yanılsaması özgürdür. İstediği yere istediği zaman gider, istediğini satın alır, istediğiyle beraber olur. O yalnızdır. O, hiç kimseye ve hiçbir yere bağımlı olmadan kendi ayakları üzerinde cesurca durur. Yalnız başına çıktığı İtalya tatilinde ya da gece kulübündeki çılgın doğum günü partisinde son model akıllı telefonuyla çektiği fotoğrafları sosyal medyada paylaşarak özgürlüğünü bir arzu nesnesine dönüştürür.

Sistemin yarattığı bekar insan yanılsaması aşkı sever ama umutsuzca ruh eşini aramaz. O beraber yürünen uzun yollardan çok anlık kesişmelerle ilgilenir. Lüks otomobilinden inip ofisine doğru yürüdüğü sırada yanından geçen sarışının bir anlık davetkar bakışındadır aşk. Devamında lüks bir restoran, ipek çarşaflar ve belki biraz mum ışığı olabilir, o kadar. Bebek uyurken penye pijamalarla TV karşısında oturup çekirdek çitleme aşamasına asla gelemez bu ilişki. Kadın ve erkek sadece yolu kesişen iki yabancıdır. Birbirlerinden alabilecekleri – birbirleriyle paylaşabilecekleri demiyorum – şeyler o aşamaya gelmeden önce çoktan tükenir.

Olasılıklar tükenmez oysa… Egzotik bir ülkenin baharat kokulu pazarında sırt çantası ile dolaşan genç kadın, savaş muhabiri kılıklı yakışıklıya yanlışlıkla çarpıverir… Ya da mesela Copacabana Plajı’nda şezlonga uzanmış, tablet PC’sini kurcalayan genç turistin gözleri o sırada önünden geçen melez dilberin bal rengi bakışlarına takılıverir.

Değişik insanlar, değişik mekanlar kullanılarak sonsuz kez yeniden üretilebilen bu senaryolar otomobil reklamına da, kot reklamına da, parfüm reklamına da, telefon reklamına da yakışır. Hepsinin ortak özelliği de kahramanlarının asla 30 yaşından daha yaşlı görünmemesidir. Zira sistemin asla affedemeyeceği tek şeydir yaşlanmak. Herkes genç kalmak için ölümüne mücadele etmeli, bu amaç uğruna para harcamalıdır.

Birkaç dakikalık reklam filmlerinde ya da dev panolarda pazarlanan asıl şey ürün değildir. Yapılmak istenen: Gerçek olmayan bu insanların gerçek olamayacak kadar macera, tutku ve özgürlük dolu yaşamlarına karşı, biz sıradan insanlarda farkına varmadan kapıldığımız bir özenti, bir esrime, bir eksiklik duygusu yaratmaktır – ki bu duygudur bizi sürekli yeni bir şeyler satın almaya, her şeyin daha fazlasını istemeye yönelten.

Anti-aging etkili olduğu iddia edilen kremin reklam afişindeki kadının 30 yaşında bile olmadığını biliriz ama o kremi yine de satın alırız. Sanki onu alırken “o kadın gibi” değil, bizzat “o kadının kendisi” olma arzusunu taşırız. Onun hayatını yaşamak, onun sahip olduğu şeylere sahip olmak… Onun bütün hayatının o fotoğraf karesinde dondurulmuş andan ve o kareye giren özenle seçilmiş birkaç nesneden ibaret olduğunu zannederiz.

Bir an için – sadece bir an için –o kadının sabah evinden çıkıp stüdyoya geldiğini, suratına bir ton makyaj yapıldıktan sonra kameranın karşısına geçip bir dizi poz verdiğini düşünelim. İşi bitince makyajını silip evine dönüyor ve yapması gereken işlerin, ödemesi gereken faturaların olduğu kendi gerçek hayatına devam ediyor.  Zaten çekilen fotoğraflara sonradan yapılan rötuşlar sonucunda fotoğraftaki kadın kendi modelinden bile yabancılaşıyor.

Bize ise gerçek olmayan o fotoğrafa bakıp hayal kurmak düşüyor…

Daha güzel,

Daha zengin,

Daha genç,

Daha özgür,

Daha kendine güvenli,

Daha mutlu,

Daha başarılı birisi olduğumuz bir yaşamın hayali…

About perilievren

sadece bir evren...
Bu yazı Düşünüyorum içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Adamlar Haklı… için 7 cevap

  1. yeni1anlam dedi ki:

    Reklamların en önemli amacı bu. İnsanı kendinden hoşnutsuz kılmak, kendine olan güvenini, saygısını azaltmak. Ki o zaman gitsin o söylemen kremi vsyi alsın.Başarılı bir reklamcı olan bir arkadaşım artık yaptıklarındaki etik olmayan şeylere katlanamadığı için işinden istifa etti. Bir yandan da günde kaç reklama maruz kaldığımızı düşünüyorum da, sağ kaldığımıza şükretmeli. Ama en büyük tehlike çocuklar. Şimdi onlar reklamcıların en baş hedeflerinden biri. Arkadaşıma kaltılıyorum. Bunun farkında olmak bile istifa etmek için yeterli sebep.

    • perilievren dedi ki:

      Haklısın, çocuklar üzerinden ciddi oyunlar dönüyor. Bazı şeyleri biz bile anlayamıyoruz. Reklam dili kimi nereden yakalayacağını çok iyi biliyor. Ben de reklamcılık yapamazdım. İnsan tamamen yalan üzerine kurulu bir işi nasıl yapabilir diye düşünen bir kişiyim. Tabii ki bir ürün piyasaya çıkınca insanlara bunun niteliklerini anlatmak ve bir şekilde satışnı yapmak gerekir. Ama günümüzde reklamlar “bakın bu ürün şu işe yarar, şöyle kullanılır, şu açıdan hayatınızı kolaylaştırır” gibi işlevsel mesajlar vermekten çok uzak.
      Bir ara dikkat özellikle etmiştim: Gerçekten işe yarar, sağlıklı ürünlerin reklamları yok denecek kadar az. Onun yerine aslında olmayan ihtiyaçları karşılamaya yönelik, gereksiz ve sağlıksız olanların reklamları çoğunlukta. Bu ürünlerin de çoğu paketlenmiş gıdalar (bisküvi ve çikolata gibi) ki bunlar zaten hep çocuklara satılmaya çalışılıyor.

  2. demian dedi ki:

    boşanmak çok doğal birşey. insan pek çok sebepten boşanabilir ama gerçekten de medyada boşanmaya ve yalnız yaşamaya yönelik üstü kapalı bir teşfik var. biz bile bazen özgür olsak neler yapacağımızı, nerelere gideceğimizi düşünmüyor muyuz? işte reklamlar bizi bu noktada hipnotize ediyor…

    • perilievren dedi ki:

      Evet, doğru. İnsan ister istemez etkileniyor…Bunun farkına varıp hangi noktadan “avlandığımızı” anlayınca olay eğlenceli hale geliyor ama:))))

  3. Anonim dedi ki:

    bekarlık veya boşanmada gösterildiği özgürlüğün olması için milyarder bir babamızın olması gerek sanırım .Çalışmak zorundaysan akşam iş çıkışı yorgun bir şekilde eğlenme gezme yerine sıcak evine gelip dünya tatlısı kuzularını koklama hazzını hiç göstermezler.Birde bunun yaşlılık versiyonu nerdeyse hiç yoktur

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s