Dur

Ben şu anda ne yapıyorum? Acıkınca yemek yemek, uykum gelince uyumak gibi, son derece doğal birşey yapıyorum: Kendi doğurduğum çocuğa bakıyorum. Bunun yanı sıra yapmak için yanıp tutuştuğum, zaman zaman da fırsatını bulup yaptığım başka şeyler de var. Bunları yapınca, “Hah, işte kendim için birşey yaptım. Sadece çocuk bakmıyorum, aynı zamanda kendimi de geliştiriyorum. Bakın, bunları bunları da yapıyorum” diyebiliyorum. İçim rahatlıyor – sanki bu şekilde diğer insanlar beni kınamayacakmış gibi hissediyorum. Ama eğer hiçbirini yapmıyor olsaydım, sadece çocuğuma bakıyor olsaydım, diğer insanlar beni kınar mıydı ki? Bilmiyorum. Belki bazıları kınar, bazıları kınamazdı. Belki de umurlarında  bile olmazdı. İnsanların kendi meseleleri varken, bir de “Acaba Evren şimdi ne yapıyor? Çalışıyor mu? Kitap okuyor mu? Aaa yoksa hala çalışmaya başlamadı mıııııı?” diye dertleneceklerini hiç sanmıyorum. Asıl sorun benim kendi kendimi kınayacak olmam galiba.

Bu yüzden mi bir dönem bütün şartlarımı zorlayıp free-lance çalıştım? Bu yüzden mi her fırsatta elime bir kitap alıyorum? Hem evet, hem hayır… Bu soruların cevaplarını henüz bulamadım. İhtiyacım olduğunu düşündüğüm, “onsuz yapamam” dediğim şeyler gerçekten çok gerekli mi? Yoksa bunlar çıplaklığımı örtmek için üzerime giydiğim giysiler mi? Geçen bahardan beri proje falan çizmiyorum, herhangi bir takı da yapmadım, birşeyler de tasarlamadım. Ama bunları yapmadığım için henüz ölmedim. Çıplak olduğum için hala biraz utanıyorum ama…

Bir türlü kızımın, o küçücük meleğin, aslında bana verilmiş en kıymetli, en sağlam gelişme ve değişme olanağı olduğunu tam olarak idrak edemiyorum. Buna bazen çok yaklaştığım oluyor ama sonra hızla yeniden uzaklaşıyorum. Her zaman onunla vakit geçirmemek için bir bahanem var: Facebook’a bakmam lazım, birini aramam lazım, mutfakta işim var, birşeyler araştırmam lazım, okumam lazım, çamaşır asmam lazım… Bu işlerin hepsi bazen onunla boyama yapmaktan daha önemli olabiliyor. Bazen de onunla oynarken önceki akşam okuduğum kitaptaki bir bölümü düşünürken buluyorum kendimi: “Hımmm, çok doğru! Bir sonraki yazıma dahil edebilirim bu alıntıyı…” Sonra, günün bir an önce bitmesini, kızımın uyumasını ve 1-2 saatliğine bile olsa özgür kalmayı düşleyerek oyuna devam ediyorum. Orada değilim yani…

Gecenin sessizliğinde, tek başıma, sıcak çayımı yudumlarken düşünmek, okumak, yazmak… Ne kadar kolay… İnsan kendini ne güzel kandırabiliyor. Sanki hiç sabah olmayacakmış, ve ben yine doğru dürüst yemek yemeyen, uyumayan, düz duvara tırmanan, iki yaş sendromlu bir cimcimeyle başbaşa kalmayacakmışım gibi… Sanki günde yüz defa cinnetin eşiğine gelmeyecek ve her seferinde kendime acımayacakmışım gibi…

Geçen gece başladı herşey…

Peri uzunca bir süredir geceleri çok sık uyanıyor. Uyandığında da uyumak istemiyor, balonlardan, arabalardan konuşmak, salona gidip oyun oynamak istiyor. Zayıf noktam olduğunu bildiğinden de ikide bir “çişim geldi” diyerek zaman kazanmaya çalışıyor. Sabahları da sanki gece beş kere kalkan o değilmiş gibi güneşle beraber açıyor gözünü. Benimse sürekli yat kalk yapmaktan uykum kaçmış ve bütün gece doğru dürüst uyuyamamış oluyorum.

Günlerdir biriken uykusuzluktan olsa gerek, o gece sesim çok yükseldi. Bebeğim dudağını büktü… Sabah uyandığında bana ilk söylediği şey “Annecim, bana kızmana hiç ihtiyacım yok” oldu. Sarsıldım biraz… O kadar uykusuz ve yorgundum ki bu cümledeki anlamı tam olarak kavrayamadım o an. Kahvaltısını yine ite kaka yedi. Bir yandan bilgisayarda çok önemli işlerimi hallederken bir yandan da onun sorularına üstünkörü cevaplar vererek öğlene kadar vakit geçirdik. Sonra birşey oldu – ne olduğunu şu an hatırlamıyorum – ve ben ona yine kızdım. Tam sesimi yükseltecekken gözüm aynaya takıldı (o sırada banyoda ellerimi yıkıyordum) ve gördüğüm yüzden nefret ettim.

Ben ona da böyle mi bakıyorum? 

“Dur” dedim kendi kendime. Bir kahve yapıp balkona çıktım. O içerde balonlarıyla oynarken ve bıcır bıcır konuşurken onu dinledim. Gözyaşlarımı tutamadım…

İçeri girince sanki bütün gece uyumadığı için, sabah yemeğini yemediği için ve daha pek çok sebepten ona kızıp bağıran kişi ben değilmişim gibi o pırıl pırıl gözleriyle bana baktı ve “Annecim, bak, bu banomları (balonları) şenin için bulala (buraya) koydum. Taamanı da (tavşanı da), kediyi de koydum. Bak, şenin için…” diyerek yanıma koştu. Sonra aynı hızla eline ayıcığı da alıp diğerlerinin yanına oturtmaya çalıştı. Çok meşguldü.

Onun yanına gittim. Karşıma oturmasını istedim. Minik ellerini tuttum, gözlerinin içine bakarak tüm kalbimle ona dedim ki: “Canım bebeğim, senin kalbini kırdığımı biliyorum. Bir kez değil, birçok kez…Bunun için senden çok özür diliyorum. Seni bu dünyadaki herşeyden daha çok seviyorum, ve sen ne yaparsan yap, bu değişmeyecek…” Sözümü bitirince ellerimi bırakıp “Banomlarla oynayalım, annecim” dedi. Yarım saat boyunca renk renk balonları havaya atıp çığlık çığlığa kudurduk.

Akşam yoga dersim olduğu için eşim eve geldikten kısa bir süre sonra ben evden çıktım. Üç saat sonra döndüğümde uyku saati çoktan geçmiş olmasına rağmen Peri hala uyumamıştı. Meğer günlerdir süren öksürüğü artmış ve yavru meleğim öksürmekten kusmuş. Çok korktuğu için de uykusu kaçmış. Onu alıp odasına götürdüm. Çok ağladı, uyudu uyudu uyandı. Gece onun odasındaki kanepede yattım. Uyanıp da “Anne” diye seslendiğinde “Buradayım tatlı meleğim” dedim ona. O da her seferinde huzur içinde uykuya daldı. Sabah gözlerini açar açmaz bana ilk söylediği şey neydi dersiniz?

“Ben şeni çok şevooolum (seviyorum) annecim.”

O kadar çok seviyor ki balonlarını, bazılarını patlamasınlar diye şişirmek bile istemiyor.

Florya’daki akvaryuma gittiğimiz gün satın aldığımız peluş balığını o kadar çok seviyor ki o korkmasın diye evde elektrikli süpürgenin çalıştırılmasını istemiyor.

Karga ile tilki masalından o kadar etkilenmiş ki bazen gece uyandığında peynirin derdine düşüyor:).

İki dal maydonozla saatlerce  oynayıp onları uyutuyor, asansöre bindiriyor, uçakla uçuruyor, konuşturuyor… Ve ertesi gün maydonozlar artık çürüdüğü halde yine onlarla oynamaya devam ediyor. Başka maydonoz istemiyor, ille onları istiyor.

Murat Boz’un oynadığı reklam televizyonda ne zaman çıksa işini gücünü bırakıp salonun ortasına fırlıyor ve oynamaya başlıyor. Galiba beğeniyor çocuğu:).

Avucunda küçük birşey tutmayı çok seviyor; küçük bir top, çiçek, yaprak, sürpriz yumurtadan çıkmış küçük bir oyuncak… Onları okşuyor, onlarla konuşuyor.

Dışarıda dolaşırken ağaçlara sarılıyor, yoncaları seviyor, kozalakları toplayıp benim ceplerime dolduruyor.

Sadece ve sadece onunla ara sıra oynamamı, ama bunu yaparken de gerçekten “orada” olmamı istiyor. Bunu yapmazsam da gücenmiyor. Ben onunla oynamasam da ona kızsam da bağırsam da o gene de bu dünyada en çok beni seviyor. Tıpkı benim de bu dünyada en çok onu sevdiğim gibi.

Bazen düşünüyorum da… Sanki o küçücük masum bir melek ve ben de onu kirletmek suretiyle topluma uyumlu hale getirmekle görevli bir insanım. Sürekli ona “yapma, gitme, elleme, düşme, kalkma…” diyerek taşan enerjisini törpülemeye, onu daha kontrol edilebilir hale getirmeye çalışıyorum. Birkaç sene sonra bu görevi okul devralacak, sonra üniversite, iş yaşamı derken o da hepimiz gibi orası burası budanmış bir halde sakat kalacak.

Ben bunu yapmak istemiyorum. Yapmayacağım.

About perilievren

sadece bir evren...
Bu yazı Anneyim, Değişiyorum içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Dur için 30 cevap

  1. deniz dedi ki:

    ben de okurken tutamadım gözyaşlarımı :,) birbirinizden öğreneceğiniz ne çok şey var.. benim ve eminim başka birçok kişinin de sizden:) peri’nin söyledikleri de tesadüfmüş gibi gelmiyor biliyor musun? o, bağımsız bir ruh olarak sana geldi. birbirinizin kaderisiniz yani bir nevi. düşününce bile kalbim çarpıyor:) bu tatlı ana-kızı göreceğim günü iple çekiyorum! ve iyi ki yazıyorsun!

    • perilievren dedi ki:

      Seni çok özledim ben. Akşam Peri’yi uyutup babasını da balık tutmaya gönderip abla kardeş bi şişe şarap açıp muhabbet etsek… Bekliyoruz seni en kısa zamanda:)

  2. Okuduğum en güzel ve dürüst annelik yazısı…

  3. Müge dedi ki:

    ibret olsun bana !

  4. seda dedi ki:

    Evrencim gozlerim dolarak okudum.hepimiz ayniyiz galiba

    • perilievren dedi ki:

      Yani insanız sonuçta… Geçen gün bir arkadaşımla konuşuyordum. Onun da Peri’den altı ay büyük bir oğlu var. O da iştahsız ve de uykusuz bir vatandaş. Arkadaşım da benim gibi çok gergindi eskiden ama artık rahat bırakmış kendini ve oğlunu. Bana dedi ki “yıllardır işyerlerinde, orada burada saçma sapan insanlara eyvallah dedik, sesimizi çıkarmadık. Küçücük çocuklarımıza her fırsatta kızıyoruz, sesimizi yükseltiyoruz…”. İşte o an bir aydınlanma yaşadım sanki:)))

  5. yeliz dedi ki:

    Canim ne kadar icten ve bizden bi yazi olmus.Gozlerim doldu dudagim kivrildi🙂
    Bunlari arada birinin hatirlatmasi gerekiyor galiba sagol canim…

  6. banu dedi ki:

    O kadar cok yazilcak sey varki evren yüreğine sağlık ışte ben bazen o gözlerine dalıp gidereken onun yaşında yapamadıkları icin icin kan ağlıyor bazen kızıyor bazen bağırıyorum onların hiç biri bunları haketmiyor onlar bize birer emanet ve zamanı cok iyi kullananmamiz gerekli bir daha geri dönüş yok …… Kırılan kalp ne kadar onarilsada izleri kalıyor

  7. emine dedi ki:

    çok güzelmiş ya çok duygulandım

  8. Anonim dedi ki:

    Ahhh tutamadım gözyaşlarımı okurken, nedeni benim de aynı hatayı çokça yapmam. öyle saf, öyle derin seviyorlar ki oysa… Yüreğine, kalemine sağlık…

  9. Anonim dedi ki:

    işyerindeyim ve gozlerimden yaşlar suzuldu, walla zor toparladim kendimi. harika bir anlatim yine evrencim, kendimi buldum. eline, yuregine saglik… eve gidip kuzuma sarilmak istiyorummmmm

  10. Özlem Doruk dedi ki:

    Ne güzel yazmışsın Evrencim. Bazen kızsakta, sinirlensekte onlar bizim cocuklarımız. Anneleri gibi kimse sevemez Onları.

    • perilievren dedi ki:

      Anne olmadan önce herhangi bir insanın ayaklarını, dötünü falan öpüp ısırabileceğim aklıma gelse ıyyyk derdim. Peri’yi o kadar çok seviyorum ki kakasının kokusu bile hoşuma gidiyor:)

  11. Banu dedi ki:

    Ne kadar güzel yazmışsınız. Yazınızı okurken her cümlenin anlamını,hissettirdiklerini taa yüreğimde hissettim. Benim kızım da 8,5 aylık. Henüze sevgi gösterileri olmuyor. Bende beni çok sevmemesinden korkuyorum. Umarım beni çok sever. Ben zaten en çok ama en çok onu seviyorum bu hayatta. Minicik kalpleri ve bedenleri ile dünyaları yaşatan kuzularımız, hepinizin şansı bol bahtı güzel olsun…..

  12. yagizlahayat dedi ki:

    Okurken gözlerim doldu. Ne kadar doğru ve bildiğimiz halde ne çok yapıyoruz bunları. Ban da bir DUR!

  13. gasilhane dedi ki:

    Aklıma şey geldi, Closer’daki esas kadına terfi imkanı doğuyor, terfi etmesi bekleniyo bi ara. Kadın da konuşurken çok isteksiz, bi yerlere müdür olmak değil şimdiki etkili işini sürdürmekten yana. Karşısındaki kadın ise bu imkanın ”kadınlar açısından” değerine dikkat çekiyo, hani kadın olarak bi yere gelmek önemli ya. O ise ”reddedebilmenin” de kadınlar açısından daha adil ve eşit bir dünya işareti olduğunu ifade ediyor. Yani terfi/statü bunları reddedebiliyorsak canımızın istediğini yapabiliyorsak aslında daha eşit bi dünyada yaşıyoruz demektir. Günümüzde hangi erkek ”bir erkeğin buraya gelmesi önemli” diye bir pozisyonu kabul eder? ”bir kadının o bu şu olabilmesini” ateşli desteklemek de hala dünyamızın eşitliksiz bir yer olduğunu gösteriyor. Biz kadınlar canımızın istediğini yapamıyoruz, tarihten gelen herşeyle çarpışıyoruz. Tarihle de bitmiyor, geleneksel, dinsel, kültürel…. bin tane ayrı algıyla çarpışırken ”bireysel” olarak ne halde olduğumuzu önemsemezsek ne anlamı var, yarın öbürgün ölüyoruz zaten.. Umarım herkes yazını okuduktan sonra çalışmak istiyorsa işine koşar, masasında kriz geçiriyorsa istifa eder:)

    • perilievren dedi ki:

      Ve gerçek doğamızdan o kadar uzağız ki. Aslında sadece kadınlar değil, erkekler de aynı durumda. Bilmem nerenin CEO’su olup da asıl hayali sabahtan akşama kadar bir kayıkta oturup balık tutmak olan erkekler de var. Ama o da statü sahibi olması gerekiğini, ailesini iyi yaşatabilecek kadar para kazanabilmesi gerektiğini, vb, vb, düşünerek istediği seçimi yapamıyor. Arabası, evi, statüsü falan onun kalkanları olmuş, onlarsız çıplak kalacağını düşünüyor. İnsanlık olarak hastalıklıyız bence.

  14. Mutlu anne=Mutlu çocuk. Klişe gibi ama ne kadar doğru. Daha sık aynaya bakmalıyız demek ki, yazın bunu hatırlatı bana. Teşekkürler….

  15. Bebeklikten başlayarak onun da bir insan olduğunu unutmayacağız,Her şeyi aynen bizim gibi algıladığını ve anladığını,erişkin durumuyla yaşadığını kavrarsak,hani eşimizmiş ,annemizmiş gibi davranırsak kolay ve doğru oluyor.Hangi çocuk annesinin yalan söylediğini anlamaz,hangi çocuk annesinin babasını kandırdığını anlamaz,annesinin babaannesinden nefret ettiğini anlamaz,evde senin gibi biri daha var,denk.

    • perilievren dedi ki:

      Kesinlikle haklısınız. Son zamanlarda bunu daha iyi anladım. Hem aslında “aynı benim gibi” de değil, anlayışı, algılayışı ve hisleri çok daha güçlü. Bazen canım sıkkınsa bunu anlar ve “anne sana ne oldu?” diye sorar mesela. Eşim bile ben söylemezsem çoğunlukla anlamayabilir canımın sıkkın olduğunu:) Kendi sevmediğim bir yiyeceği ona da yediremem çünkü benim o yiyeceği sevmediğimi anlar.

  16. bercem dedi ki:

    Evren sen Dur’ma hep yaz lütfen, işyerimde facebook u açıp güneşlibirgün’den link görünce hemen içim ısınıyor kimbilir yine neler yazmış hangi derinlerde adını çok koyamadığım ya da koymak istemediğim😦 yaralara parmak basmış yine diye merakla başlıyorum yazılarını okumaya. Sonrasında da bazen çok gülüyorum bazen de şimdi olduğu gibi içim taşıyor ve gözyaşları olarak akıyor. Ne güzel anlatmışsın anne olma durumunu.Sana bakan bir çift gözle dünyaya bakmanın ne kadar zor ve önemli olduğunu düşündüm okurken. Bizden bekledikleri ve bizim beklediklerini zannetiğimiz arasında büyük farklar var gibi. Bu konu üzerinde tekrar düşünmemi sağladığın için teşekkürler sana ve tabi Peri’ye ( ve yazdıklarını yazmanı sağlayan herşeye). Olduğu gibi, dolaysız yazdığın için de dürüstlüğüne sağlık arkadaşım. Seni özledim … sevgiler…

    • perilievren dedi ki:

      Ben de seni çok özledim arkadaşım. İstanbul’un keşmekeşinde bir türlü birbirimize vakit ayıramadık. Aslında konuşulacak paylaşılacak çok şey var… Her konuda. En kısa zamanda görüşmeyi diliyorum:)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s