Sıradan Bir Akşam

1111“İnsanlar televizyonlarda savaşta ölen çocukları, kadınları görünce üzülüyorlar ama onları öldüren bombaları tükettiklerimiz sayesinde biz yapıyoruz.” °

Saat 23:00 suları… Kız odasında uyuyor. Eşim, yan kanepede netbook’una gömülmüş birşeyler okurken bir yandan da televizyondan ülke gündemini takip ediyor. Ben de kendi bilgisayarımı kucağıma alıp bacaklarımı önümde duran sandalyeye uzatmışım. Facebook’ta üye olduğum gruplara laf yetiştiriyorum. Tipik bir akşam yaşıyoruz senin anlayacağın. Birazdan ben eşime “Aşkım yaaa, içim daraldı bu haberlerden. Belgesel falan yok mu bu akşam?” diyeceğim. Eşim de televizyonun kumandasını eline alıp Halk TV’den Nat Geo Wild’a geçiş yapacak.

İşte o sırada Facebook listemdeki bir arkadaşım paylaşıyor o yazıyı. Tam yine katliam, çocuk istismarı ya da olası savaş senaryoları hakkında kalp sıkıştıran bir makale olduğunu düşünüp okumamaya karar verecekken yazının ilk cümlesi ilgimi çekiyor:

“Bağdat Caddesi mi, Allah kimseyi yoklukla terbiye etmesin…” °

Tıklıyorum hemen. Bir solukta okuyorum Yusuf Yavuz’un Tuğba Günal ve Birhan Erkutlu ile ilgili yazdıklarını. Yıllarca şehirde, hepimizin mahkum olduğumuza inandığımız kapitalist sistemin çarkları arasında yaşadıktan sonra kendilerine “dürüst” bir yaşam kuran – gerçekten – yürekli iki genç insan. Tüketim alışkanlıklarını ve yaşamlarını sorgulayarak çıktıkları yolculuk onları Antalya’nın Kumluca ilçesi sınırlarındaki Alakır Vadisi’ne getirmiş. Yıllardır yerel malzemeler kullanarak kendi elleriyle ve sıfır maliyetle yaptıkları “yuva” da, her türlü kapitalist dayatmadan uzak, doğal ve kendine yeterli bir yaşam sürdürüyorlar. Kendi sebzelerini yetiştirip kendi kilimlerini dokuyorlar.

“Yuva’nın “antikapitalist” bir proje olduğunu düşünen Birhan’a göre insanlar neredeyse yirmi yıl boyunca taksite bağlanarak sağlıksız ve betonarme evlerde, üstelik de kendi tasarım zevkini yaşadığı yere hiç uyarlayamadan yaşamaya mahkûm ediliyorlardı ve bu insanın doğasına aykırıydı…. Yuva, medeniyet hamağında sallanarak uyutulan, tüm yaşamı ellerinden alınan Anadolu insanı için uyanma zamanına işaret eden bir projeydi. Bir alarm zili! Müteahhit, taşeron, kat ve rant cümlelerine veda edilebilecek, eski unutulan bir dildi.” °

Yazının devamında Birhan ve Tuğba’nın Alakır Vadisi’ne yapılması düşünülen 8 adet HES projesine karşı doğayı ve yaşamı korumak için verdikleri yürekli ve dürüst mücadeleden de bahsedilmiş kısaca.

Evet evet, ben de duymuştum. Ve hatta bazı imza kampanyalarına imza vermiş, profilimde bazı linkler paylaşmış olabilirim. Bu şekilde rahat koltuğumdan popomu bile kaldırmadan “iyi birşeylere” “destek” olarak üzerime düşeni yapmanın mutluluğunu yaşamışımdır.

Bu iki aydınlık insanın söylediği her söz, içtiği sütün ambalajını geri dönüşüm kutusuna atıp yoğurt kutularından kalem kutusu yapınca sevinen süper çevreci bünyeme ağır geliyor. Bu sistemin kurumları tarafından eğitilmiş, her eylemi ve her düşüncesi ile ona hizmet etmeye programlı bir birey olmanın acısını elimi taşın altına sokmadan hafifletmeme yarayan eylemlerim bir bir gözümün önünden geçiyor…

Artık hazır yoğurt almayıp yoğurdumu kendim mayalamaya karar verdiğimde İstanbul’un 4. Levent’inde taze süt bulamayışım ve marketten aldığım ambalajlı sütle yoğurt mayalayışım…

Ya pazardan ya da marketten satın aldığım domatesleri tüple çalışan ocağımda saatlerce pişirip kavanozlara dolduruşum ve “salça yaptım ben” diye sevinişim…

Marketten aldığım bir paket unla elektrikli fırınımda pişirdiğim ekmekle övünüşüm…

Alışveriş sırasında tezgahtara “poşet istemiyorum” deyip aldığım herşeyi çantama tıkıştırmaya çalışırken hissettiğim o gülünç gurur…

Otomobilim ile her hafta sonu bir yerlere gitmek suretiyle yakıt harcarken, şampuansız yaşayamazken, çöp poşetinin olmadığı bir dünyayı düşünemezken Suriye’de ölen çocuklar için böğüre böğüre ağlayışım…

Neresinden tutsam elimde kalıyor. Nereye koşsam karşıma sistem çıkıyor. Oradan oraya koşuşumla bile besleniyor bu sistem. Öyle ki benim yeryüzü ve insanlığın geleceği ile ilgili duyduğum kaygı ve üzüntülerimi bile paketleyip, üzerine “ekolojik yaşam” yazılı bir etiket yapıştırarak bana geri satabiliyor.

Çok rahatsız oldum bu yazıyı okurken. Küçük steril dünyamda sırtımı döndüğüm, bilip de bilmezden geldiğim şeyler yeniden karşıma dikildi. Bu dünyada varlığından bile haberdar olmadığım coğrafyalarda ölen, öldürülen, acı çeken bütün çocukların kanını elimde hissettim. Tepemde yanan ampulden, kucağımdaki bilgisayardan, kapının önünde bekleyen arabamdan, musluktan akan sıcak sudan, çocuğuma aldığım plastik oyuncaklardan utandım. Bütün bunlara bu kadar bağımlıyken, benim bu bağımlılığımla beslenen her türlü kötülüğe “karşı” olmamdan utandım. Beni bu kadar rahatsız ettikleri için Tuğba Günal ve Birhan Erkutlu’ya çok teşekkür ediyorum.

Not: “°” şekline işaretli metinler aşağıdaki linkten alıntıdır.

http://gazeteciyazaryusufyavuz.wordpress.com/2012/08/14/dinle-anadolu-anlatilan-senin-hikayendir/

About perilievren

sadece bir evren...
Bu yazı Düşünüyorum içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Sıradan Bir Akşam için 4 cevap

  1. yeni1anlam dedi ki:

    Yaman ve gerçek çelişkiler… Şu kitap bu yazdıklarına bir çözüm sunmuyor. Bu süreçte nasıl ‘sağlıklı’ (ne kadar olunabilirse) bir şekilde yol alabileceğine ilişkin ilham veriyor. http://www.okuyanus.com.tr/kitap/aktif-umut/ okumadıysan eğer, beğeneceğini hissediyorum.
    Sevgiler

  2. gasilhane dedi ki:

    Bir de şu var, Windows piyasaya egemen olduğunda yapılması gereken şey bilgisayarı bırakmak değil Linux’u kurmaktı, cesur insanlar open yazılımlar geliştirip Linux’u kurdu. Yani çözüm de sistemin içinden çıkabilir. Tam bu konuyu konuşuyorduk, sistem ahlaksızlıklardan örülü. O çift, insan onuruna yakışır şekilde kendini soyutlamış. Ancak Windows yüzünden bilgisayar kullanmamak gibi de olmuş aynı zamanda. Bir çıkış yolu buldum mu, hayır. Sadece bedava yazılımların, bedava e-kitapların sayesinde ne kadar kendimi geliştirdiğime bakıp ”iyi ki birileri kapitalist Windows’la kendi araçlarıyla savaşmış” diyorum. Şehirden uzaklaşınca o çarktan direkt çıkıyor insan, çark dönmeye devam ediyor. Ocakta salça yaptığına bu yüzden hiç üzülme. Bu çarkı kendi içinden bozmanın bir yolunu bulacağız umarım, umudum var, şimdilik.

    • perilievren dedi ki:

      Evet, benim de umudum var. İlham veren insanlar, olaylar var. İlk bakışta küçük ve faydasız görünen bazı girişimlerin dalga dalga yayıldığını görüyoruz. Tuğba Günal ve Birhan Erkutlu’nun yaptığı şu anlamda çok güzel bir şey – Düşündürüyor ve uyandırıyor. “Peki bulunduğum yerde ben ne yapabilirim?” sorusunu sorduruyor insana.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s